Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Müjde Alganer'in Ziziro'su
Müjde Alganer'in Ziziro'su

Müjde Alganer, Ziziro, Artemis Yayınları

Dokunuyordu Her Yere Annelerimiz-Bir Osman Alp Denizler Öyküsü
Dokunuyordu Her Yere Annelerimiz-Bir Osman Alp Denizler Öyküsü

Osman Alp Denizler, Öykü, Dokunuyordu Her Yere Annelerimiz

Deniz POYRAZ'ın Kitap Beşlisi
Deniz POYRAZ'ın Kitap Beşlisi

Başarılı öykücü Deniz Poyraz,en sevdiği beş kitabı paylaştı.

Sait Faik’in Görünmez Sarnıcı: İstanbul
Sait Faik’in Görünmez Sarnıcı: İstanbul

Sait Faik’in Görünmez Sarnıcı: İstanbul

Aydın MERAL'in Merve YAKUT Röportajı: Sinema Bağlamında Bir Roman-Godard Makinesi

Aydın MERAL'in Merve YAKUT Röportajı: Sinema Bağlamında Bir Roman-Godard Makinesi

Aydın MERAL; Merve YAKUT ile ilk romanı Godard Makinesi kitabı, yazma süreçleri, sinema ve edebiyat üzerine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi.

 

Aydın MERAL:  Neden Godard, neden Fransa ve neden baş karakter –Cemşit Somel- bir yönetmen?

Merve YAKUT: Jean-Luc Godard, çağının çok ilerisinde bir yönetmendi. Sinemaya getirdiği yeniliklerle adından hep söz ettirdi. Bence Godard, salt Fransız Yeni Dalga Akımı'nın en mühim yönetmenlerinden biri oluşuyla değil, sinema dili üzerine sürekli kafa yormasıyla da çok değerli.  Günümüzde de filmler çekmeye, farklı şeyler denemeye devam ediyor. Ben Godard'ın en çok 60'lı yıllarda çektiği filmlerini seviyorum: À Bout de Souffle, Bande à Part, Vivre Sa Vie, Le Mépris, Pierrot Le Fou, Une Femme est Une Femme gibi. Cemşit karakterini kurgularken, onu bu filmlere yakın bir yönetmen olarak düşündüm. Cemşit, Godard'a öykünecek, İstanbul'da, Yeni Dalga Akımı filmleri çekecekti. Döneminin sinema çevresinden çok farklı düşünerek. Düşünen, sorgulayan, toplumla uyuşamayan, çemberin dışında kalmış karakterler ilgimi hep çektiği için Cemşit ile böyle bir karakter yaratmak istedim. Bu fikir bana oldukça cazip geldi. Çünkü hem sinemamızda bu akım ilgi görmemiş (Senem Aytaç, yalnızca Yılmaz Güney'in yönettiği Yarın Son Gündür adlı filmde Yeni Dalga izlerini görmemizin mümkün olduğunu belirtiyor.), hem de edebiyatımızda Fransız Yeni Dalga Akımı üzerine hiçbir kurgu eser yazılmamış. Ben de Godard gibi, farklı olanın peşindeyim sanırım. Anlatılmayanı anlatmanın peşine düşmek, bana çekici geliyor. Neden Fransa? Çünkü Fransa, yazarlar ve sinemacılar için bir rüya ülkesi. Balzac, Sönmüş Hayaller serisinin ilk kitabı olan İki Şair'de genç yazar adayı Lucien Chardon'un ekseninde şunu yazıyor: "Bütün taşra insanlarının hayalinde bir Eldorado gibi görünen Paris, gözlerinin önünde altın elbisesiyle, başı krallara yaraşır taşlarla süslü, kollarını yeteneklere açmış olarak belirdi.". Paris'e romanımı yazmak üzere gittiğimde benim de hissettiğim duygu, gördüğüm Paris tam olarak buydu. Henry Miller da Yengeç Dönencesi adlı romanında şunu yazar: "Rastlantı değildir bizim gibileri Paris'e üfüren." Yazara sonuna dek katılıyorum; bu, rastlantı değil. Fransa dışından Dante, Dostoyevski, James Joyce, Ernest Hemingway, Scott Fitzgerald, Oscar Wilde, George Orwell, Samuel Beckett, Ezra Pound, Julio Cortazar, Jorge Luis Borges, Carlos Fuentes, Pablo Neruda, Gabriel Garcia Marquez, Sadık Hidâyet, Henry Miller, Milan Kundera ve daha nice yazarın; bizden Yahya Kemal, Nâzım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sait Faik Abasıyanık, Onat Kutlar, Ferit Edgü, Demir Özlü, Nedim Gürsel ve nicelerinin yollarının Paris'e düşmesi tesadüf değildir. Paris, yazarları ve edebiyatı çok seven bir şehir. Bu konuda bir benzeri daha yok bence.

MERAL:  Romanda iki ana mekan İstanbul ve Paris’tir. Bu iki kent arasındaki kültürel, sanatsal ve toplumsal yapılar Cemşit ve Cemşit ile bağlantılanan yardımcı karakterler ile kurulmuş. Bu iki nokta arasındaki özgünlükleri ya da aitlikleri romanda kullanmanızdaki amaç edebiyatı bir gözlemci ve yansıtmacı olarak kullanmanızdan mı kaynaklanıyor?

YAKUT: İyi bir romancının iyi bir gözlemci olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle, dışarı çıktığımda algılarımı hep açık tutarım. İnsanları, canlıları, cansızları, manzaraları, gökyüzünün değişen renklerini izlerim. Fikrimce, yazarlığı diğer meslek gruplarından ayıran şey de bu: Yazar, etrafındaki eşyayı, "şey"leri, doğa olaylarını, insanları ve diğer canlıları her daim gözetler. Onları önce anlamaya, sonra anlatmaya çalışır. Yalnızca gözlem yetmez elbette, hayal gücü de işin içine karışmalıdır ki çoğunlukla da karışır. Godard Makinesi'ni yazarken bir film setinde hiç bulunmadım. Film setlerini hayal ederek yazdım. Geçtiğimiz ay, yönetmen asistanlığı yapan bir okurum bana şu soruyu sordu: "Hiç film setinde bulundunuz mu?" Onu "Hayır." diyerek yanıtladım. Şaşırdı, "Bulunmuş gibisiniz. Tam da bizim dünyamızı anlatmışsınız." dedi. Beni çok mutlu etti bu. Demek ki gözlemciliğimin yetersiz kaldığı yerde başvurduğum hayal gücüm, gerçeği birebir yansıtacak biçimde işlemiş. 

MERAL: “Kameram kalemimdi.” sözünü Cemşit Somel’e söyleten Merve Yakut için kalem, edebiyat ve kurgu nedir, ne değildir?

YAKUT: "Kameram kalemimdi." diyor Cemşit. Yukarıdaki sorunuzun devamı olarak, ben de "Kalemim kameramdı." diyorum. Godard Makinesi, bence konusunun yanında, biçimsel yönüyle de oldukça farklı bir roman. Umarım değeri zamanla daha çok bilinir. Esasen şanslıyım, çünkü okurdan aldığım en güzel yorumlar hep bu yönde oldu: "Godard Makinesi'ni okurken, sanki bir film izliyor gibiydim." Çokça duydum bu cümleyi. Gayeme ulaştığımı hissetmek beni çok mutlu ediyor.

MERAL:  Roman kurgunuzda dikkatimi en çok çeken şey olay akışlarının derinlemesine değil de kolajsal bir akışın olması. Bunun nedeni romanın sinemayı işlemesi ve sinema tekniklerini romana yedirmeniz mi yoksa farklı bir amaç mı güttünüz?

YAKUT: Evet. Godard Makinesi'ni yazarak, kelimelerle bir film çekmek istedim. Bu filmi, başkişi Cemşit'in anlatıcı rolüyle çekmeye çalıştım. Godard filmlerinde sıkça gördüğümüz jump-cut tekniğini kullanmak da bilinçli bir tercihti. Olayların seri, hatta çoğu zaman hızlı bir biçimde "akması" önemliydi. Bu nedenle romanımdaki bölümlerin çok uzun olmamasına özen gösterdim. "İyi bir film çekmek için ihtiyacınız olan tek şey bir kız ve bir silahtır." diyen Godard'a selam göndererek, kurgumda hem kıza (Jülide'ye), hem silaha yer verdim. Akıcılığı oldukça önemsedim. Romanım, tutkunu olduğum À Bout de Souffle filmi gibi, durağanlığa hiç takılmadan, coşkuyla akmalıydı. Godard Makinesi'ndeki renk kullanımı, müzik kullanımı, film göndermeleri, sinematografik betimlemeler; aslında hep bu akıcılığı, romanın "film gibi akmasını" sağlamak içindi.

MERAL: Yazar olarak yazma süreçleriniz nasıldır? Tekniğiniz, malzeme toplama yönteminiz ve kurgu kurgulama yolunuz?

YAKUT: Yazma sürecim çok ağır işler. Bazen bir cümle üzerinde günlerce düşünürüm. Metni bir solukta yazıp bitiren yazarlardan olmadım hiçbir zaman. Araştırma süreci (Godard Makinesi için) oldukça uzun sürdü. Karakterler üzerine de yine çok düşündüm. Çok uzun yıllardır aklımdaydı bu düşüş ve dönüşüm hikâyesi. Mardin'de gördüğüm bir rüya beni yazmak konusunda tetikledi. Rüyamda Jülide'yi, Jülide'nin çirkinleştiğini görmüştüm. Uyanınca hemen kalkıp defterime notlar aldığımı anımsıyorum, 2014 yılıydı. Romanımı son hâline kavuşturmam beş yılımı aldı. 

MERAL: Roman karakterleri yazardan ne kadar soyutlanabilir? Yazar, yazdıklarına salt kurgu diyebilir mi?

YAKUT: Büyük ölçüde soyutlanabilir. Hatta soyutlanmalıdır. Ben yazarken kendimin dışına çıkmaya çalışıyorum. Başka insanları, başka hayatları anlamaya gayret ediyorum. Kuşkusuz, yaşadığımız her şeyden besleniyoruz, deneyimlerimiz bizi büyütüyor, belki onları anlatmak da istiyoruz. Fakat ben kurgusal olana daha yakın hissediyorum kendimi. Cemşit'e ya da Jülide'ye benzediğim yönlerim belki vardır ama benim karakterim ikisinden de çok farklı. Belki ileride, çok yaşlı bir yazar olduğumda, kendimi/yaşadıklarımı ölümsüzleştirme arzusuyla otobiyografik romanlar yazarım diyeceğim ama sanmıyorum. Gündökümü yazmak, roman yazmak değildir. Olsa olsa "çok satan kitap yazma" güdüsüdür bunu yaptıran. Roman işçilik isteyen, karakterler ve olaylar üzerinde uzun uzun düşünmeyi gerektiren, meşakkatli bir tür. Çağımızın vasat, kolaycı, yüzeysel eğilimlerine son derece tepkiliyim. Aforizmacı yazarlığa tepkiliyim. Bir metni salt siyasetle doldurup, duygu sömürüsü yapma yoluna giden yazarlara tepkiliyim. Sanıyorum, ben bu yüzyıla ait değilim. "Yirminci yüzyılda, hatta on dokuzuncu yüzyılda yaşamalıymışım." diyorum kendi kendime, çoğu kez. Yeri gelmişken, Godard Makinesi, ilk bölümün epigrafıyla gönderme yaptığım gibi, Stendhal'in Kırmızı ve Siyah romanıyla kardeş bir ruha sahiptir. Zaten Cemşit de içindeki yükselme arzusu ve yüzleşmek zorunda kalacağı düşüşle on dokuzuncu yüzyıl romanı karakterinden farklı değildir; Cemşit hem Stendhal'in, hem de Balzac'ın roman karakterlerine çok benziyor. Bu benzerliği yaratma tercihim elbette bilinçliydi. 

Yorumlar

Bu yazı için henüz hiç yorum yok, ilk yorumu yapan olmak ister miydiniz?

Yorum Yaz