Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Acıdan İlaç Almak
Acıdan İlaç Almak

edebi yazılar

Bölünüş-Bir Aydın Meral Öyküsü
Bölünüş-Bir Aydın Meral Öyküsü

"Geçmişi toplamak için çıktığım Berlin gettoları artık özlemlerden çok acıları tazeliyordu."

Ahmet Muhip Dıranas’ın Şiirlerinde Esinlenme Sorunu-Bir Önder ÇOLAKOĞLU Dosyası
Ahmet Muhip Dıranas’ın Şiirlerinde Esinlenme Sorunu-Bir Önder ÇOLAKOĞLU Dosyası

Baudelaire için Fransızca öğrendim diyecek kadar ona hayranlığı vardır Dıranas’ın...

NASIL YAZIYORLAR
NASIL YAZIYORLAR

edebi yazılar

Paris Rehberi-Didem Görkay'ın Ahmet Öre Röportajı

Paris Rehberi-Didem Görkay'ın Ahmet Öre Röportajı

D.G: Fransa’ya Paris’e yerleşmeye karar vermeden önce birçok ülke gezdiniz. Neden Paris? Paris gerçekten her zaman iyi fikir midir?

AÖ: Aslında her şey “başka bir ülkede ömrümün bir bölümünü geçirme” kararıyla başladı. Ben bu kararı aldım ama benim yaşamak isteyeceğim şehirlerde istediğim gibi hayat kurabilmem mümkün olmadı. Bunun çok ama çok uzun bir hikayesi var ama kısaca özetlemem gerekirse ilk hedefim Londra’da yaşamaktı. Epey yol kat ettikten sonra son dakika terslikleri sonucunda olmadı. Sonra ABD’de yaşamak için adımlar attım, o çabalarım da sonuç vermedi. Yaklaşık üç yıl süren resmi işlemler sonucunda Kanada’ya göçmenlik başvurum kabul edildi ve tam Toronto’ya yerleşecekken kaderin garip bir cilvesiyle kendimi Paris’te buldum. Yani demem o ki, o zamanlar Paris, yaşamak için hayallerimi süsleyen bir şehir değildi ama buraya yerleşince, Paris’te yaşamanın ne kadar muhteşem bir şey olduğunu çok kısa sürede anladım. Yani özetle evet, Paris her zaman için iyi bir fikir…

D.G: Paris’e yerleşmeye karar verdiğinizde karşılaştığınız zorluklar neler oldu? Alışma sürecinde neler yaşadınız?

AÖ: Ben Paris’te yaşamaya karar verdim ama Fransa’nın da beni kabul etmesi gerekiyordu. Bu süreçte benim yaşadığım tek zorluk, Türkiye’nin AB üyesi olmamasından kaynaklanan zorluklardır. Yani tamamen yasal oturma ve çalışma izni elde etme konusundaki zorluklardan bahsediyorum. Onun dışında en ufak bir sorun yaşamadım. Dediğim gibi, Paris’e biraz nazlanarak gelmiştim ama burada uyandığım ilk sabah kendimi hep Paris’te yaşıyormuş gibi hissettim. Paris’teki ilk yılımın hikayesini, ilk izlenimlerimi Cennette Bir Yıl yazımda özetlemeye çalışmıştım. Detayları merak edenler o yazıma göz atabilirler.

       D.G: Paris dünyanın en çok ziyaret edilen kenti bunu neye borçlu sizce?

AÖ: Hep söylediğim bir şey var: Paris, tıpkı pek çok Avrupa kenti gibi, ortasından nehir geçen, genel olarak düz ve alelade bir coğrafya aslında. Ama Fransızlar buraya muhteşem bir şehir inşa etmişler. Yani yaşadığınız yerin coğrafi güzelliğinin tek ve biricik olması yetmiyor, alelade bir coğrafyada bile yaşıyor olsanız, inşa edeceğiniz şehir ve yaşam biçimi önemli. Fransızlar Paris’i yüzyıllar boyunca dantel dantel işlemişler, işlemekle kalmamışlar, tarihin tüm güzelliklerini büyük ölçüde günümüze ulaştırmayı başarmışlar. Yani mimari, tarih, kültür ve sanatı, özgür bir ortamda, çağdaş değerlerle buluşturup, insanı hayatın merkezine koyduğunuz zaman, ortaya ilgiyi hak eden bir şehir çıkması gayet olağan geliyor bana.

D.G: Birden çok ülke gördükçe bireyin kendi ülkesine olan bakışında nasıl bir değişme oluyor?

A.Ö Bu konudaki ilk deneyimimi unutmam mümkün değil. Çok gençtim o zamanlar, İngilizcemi geliştirmek için üç aylığına ABD’ye, Washington D.C.’ye, gitmiştim. Sokağa çıktığım ilk günkü izlenimlerim hayatımın gidişatını belirleyen kırılma noktalarından biridir: Gördüğüm o insanlar benim inandığım şeylere inanmıyordu, benim geldiğim yerden haberleri bile yoktu, oysa ben kendimi, kendi ülkemi dünyanın merkezi sanıyordum o zamanlar. Hayat benim eksenimde dönüyor sanıyordum ama gördüm ki gerçek öyle değil; hayır, onların ekseninde de dönmüyordu, dünyanın bambaşka bir dinamiği olduğunu o gün anladım.

Özetle “tek ve mutlak doğrunun ben olmadığım” konusunun altını çizmemi sağlar bana gezdiğim her yeni ülke, her yeni şehir; “öteki” olanı anlama çabama yardımcı olur ve kendi kendime tekrar ederim: “Başka bir hayat mümkün”.

D.G: Bir gezginin gittiği ülkeyi tanıması için neler yapması gerekiyor?

A.Ö: Sıradan bir turist de olsanız gözlemci bir gezgin de olsanız gittiğiniz ülkeyi bir seferde tanımanız güç aslında. İçinde yaşamadan, hatta uzun bir süre yaşamadan tanıdım diyemeyiz sanki. Bizler gezdiğimiz ülkeler, gördüğümüz şehirler hakkında fikir edinebiliyoruz sadece. Fikrimizin derinleşmesi ve daha iyi gözlemleyebilmek için yapılabilecek iki önemli şey var bence: Birincisi yerel halkla mümkün olduğunca temas halinde olmak, ikincisi gezdiğimiz şehirde kaybolmak.

İnsanlarla illa konuşmanız da gerekmiyor, iyi bir gözlemciyseniz bu da büyük bir avantaj. Ben gezdiğim şehirlerde insanları ve hayatlarını gözlemlemeyi çok severim. Her biri roman karakteri gibi tiplemeler çıkar hep karşıma ve kendi kendime derim: “Ne hayatlar, ne hayatlar…”

Kaybolma konusu da şöyle: Herhangi bir sokaktan içeri girip rastgele yürümenin, bilindik rotaların dışına çıkıp günlük hayatın aktığı yerleri keşfetmenin çok faydası olduğunu düşünüyorum gezdiğimiz şehrin ruhunu hissedebilmek için. Klişelerin dışına çıkıp gerçekle tanışma fırsatı veriyor bana bu deneyimlerim. Sırf bu yüzden Pariste.Net’te pek çok tur programı önerisi sunmama rağmen okuyuculara, hiç çekinmeden rotalarından çıkmalarını öneririm; çünkü pişman olmayacaklarını bilirim.

D.G: Müziğe olan yatkınlığınız son zamanlarda yaptığınız çalışmalar ve konserlerle pekişti. Sizin gibi müzik veya sanatın başka bir alanında çalışmalar yapmak için Paris’te ne gibi imkânlar var?

A.Ö: Müzik eğitimini akademik anlamda almak için Paris’te prestijli okullar var, müziğin herhangi bir alanında hobi amaçlı çalışmalarda bulunmak içinse sayısız dernek, kurs ve çalışma grubu var. Paris çok kozmopolit olduğu için sanatın pek çok dalı ve özellikle müzik alanında bir deryanın içine karışabilirsiniz.

Hayatı boyunca şarkı söylemeyi seven, hatta sahnede şarkı söyleme hayali olan biri olarak, bugüne kadar şartlar oluşmadığı için fırsat bulamamıştım ama ilginç bir şekilde, Türk sanat müziği söylemek için bir koroya katılmak bana Paris’te kısmet oldu. Bu anlamda Paris Korosu – Chorale de Paris hayatımda çok önemli bir yere sahip. Kırk yıl düşünsem Paris’te sahnede Türk sanat müziği okuyacağım aklıma gelmezdi ama oldu işte… Hoş, kırk yıl düşünsem birgün Paris’te yaşayacağım da aklıma gelmezdi ya neyse :) Hayat çok enteresan…

       D.G: Ve son olarak Paris’e yerleşmeye karar verenler için neler tavsiye edersiniz?

A.Ö: Sadece Paris’e değil, dünyanın herhangi bir köşesindeki herhangi bir şehre yerleşme niyetinde olan herkese önerdiğim şey öncelikle “dünya vatandaşı” kavramını iyice içlerine sindirmeleri, başka bir ülkeye yerleşmeyi “gurbet” olarak görmemeleri. Gurbet vatan hasretini çağrıştırır çünkü ve vatan hasreti altından kalkması çok güç bir yüktür.

21. yüzyılda, sınırların artık zihinlerden kalkmaya başladığı bu tarihi süreçte zihinlerini özgürleştirmelerini öneriyorum insanlara. Elbette yetiştiğimiz toprakların derin izleri bizimle her yere gelecektir ama üzerine inşa edeceğimiz yeni hayatın tuğlalarını örerken harcın tamamını kökeninizin olduğu yerden getirmeye kalkarsanız, kurduğunuz yeni hayat da bir öncekinin aynısı, daha doğrusu kötü bir taklidi olacaktır. O yüzden yepyeni bir hayat kurmalarını öneriyorum başka bir ülkeye yerleşme aşamasında olanlara. Geçmişin güzel taraflarını alacaksınız, yerleştiğiniz yeni ülkenin güzel taraflarıyla harmanlayacaksınız ve ortaya elden geldiğince güzel bir hayat çıkarmaya çalışacaksınız.

Paris özelinde konuşacak olursak da Fransızca önemli. Hayır, “Fransızlar İngilizce konuşmuyor” miti nedeniyle değil, hangi ülkeye giderseniz gidin o ülkenin dilini iyi öğrenmek gerekiyor, o nedenle Fransızca önemli diyorum.

Sonra şehri keşfetmek, Paris’te olmanın hakkını vermek gerekiyor. Yoksa İstanbul’da yaşayıp, Boğaz kıyısında dolaşmadan, vapura binmeden “İstanbul’da yaşıyorum” demek gibi bir şey olur Paris’te yaşamak. Parklarında dolaşacaksınız, kafelerinde oturacaksınız, sokak sokak gezeceksiniz Paris’i, kaybola kaybola keşfedeceksiniz, rastgele otobüslere binip rastgele duraklarda ineceksiniz. Böyle böyle keşfediliyor bir şehir. Ben öyle yaptım…

Yorumlar

Volkan Tanaci06/04/2019 - 22:45

Çok güzel bir söyleşi. Bravo

Zuhal Karadag06/04/2019 - 14:57

Ahmet Ore, bilgilendirici blogu pariste.net sayesinde o kadar cok kisiye ,isik tutan ,yardimci olan bilgiler vermistir ki, yakin gelecekte Paris' in ikonlarindan biri olacagindan da suphem yok.

Yorum Yaz