Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

TAHTA KAPI
TAHTA KAPI

TAHTA KAPI

Göz Kapakları-Bir Hilal ARAS Öyküsü
Göz Kapakları-Bir Hilal ARAS Öyküsü

Ekim sabahının 8.55'i gösterdiği saatler.

Kadın ve Çocuk-Bir Yalçın TECİMER Öyküsü
Kadın ve Çocuk-Bir Yalçın TECİMER Öyküsü

Kadın, Çocuk ve Yalnızlık

Didem Görkay'ın Narin Yükler Röportajı
Didem Görkay'ın Narin Yükler Röportajı

Şair Narin Yükler ile ödüllü şiir kitabı Aynadaki Çürüme üzerine

Ayşe ÖVÜR-Botter Apartmanı
Ayşe ÖVÜR-Botter Apartmanı

Ayşe Övür'ün çok yönlü romanı Remzi Kitapevi etiketiyle...

Didem Görkay'ın Murat Darılmaz Röportajı

Didem Görkay'ın Murat Darılmaz Röportajı

Didem Görkay: Röportaja kitabın adıyla başlayalım isterseniz. Neden “Cinayet Mahalline Davet”?

Murat Darılmaz: Yaşadığımız çağda kurulan iletişimin artık cinayet mahalline döndüğünü düşünüyorum. Teknolojik aletler dışında iletişim kurmayı beceremiyoruz. İş yerinde, ev ortamında kurduğumuz diyalog; karşı tarafın algısını değiştirebilecek, üzecek davranış, başarılı veya başarısız sonuçlanan bir cinayet girişimi haline geliyor. Karı-koca, kadın-erkek, amir-memur, usta-çırak… tüm ilişkilerde göze çarpan bir durum bu. Öykülerim bu ilişkileri ele aldığından olsa gerek okuru bu ortama davet etmek istedim. Buradaki metafor, kitap adına daha bir yakıştı sanki.

D.G: “Cinayet Mahalline Davet”, “Tefeciyi Kim Öldürdü” gibi polisiye çağrışım yapan öyküler var kitabınızda, polisiye edebiyata olan ilginizi sormak istiyorum. Bu alanda kalem oynatmayı düşünür müsünüz?

M.D: Polisiye edebiyatı çok severek okusam da bu alanda kendimi yeterli görmediğimden olsa gerek kalem oynatmayı çok düşünmedim. Öykülerde polisiye edebiyatın yarattığı o gerilimleri, kuşkuyu, okura olanak tanıyan o boşluğu seviyorum. Öykülerim -yapıyorsa eğer- polisiye çağrışım yapmakla kalsın şimdilik.

D.G: “Öğle Rakısı” öykünüzde öykünün kahramanının kendiyle hesaplaşmasını okuyoruz. Kahramanın ağzından okuyucuya  ''bir insan niye sever'' diye soruyorsunuz? Bu tür hesaplaşmayı bir kahramana yaptırma gerekçenizi merak ediyorum. Yaşadığımız çağda edebiyatın sorgulaması biraz da bizim sorgulamamız mıdır? Bu sorgulama nefes alma yöntemi midir?

M.D: Baştan şöyle bir giriş yapayım; kahramanlar romana, karakterler öyküye uyar bence. Öyküde karakter vardır, bazen birden fazla vardır. Öykünün dayandığı dayanaklardan birisidir “hesaplaşma”. İnsanın kendisiyle, insanın yaşamla hesaplaşmasını içinde barındırır. Yaşamda da vardır. Bazen kendi kendimizle hesaplaşırız, bazen de içinde bulunduğumuz ortamla. Yaşamda olanın öyküde/edebiyatta olması kadar doğal bir şey yoktur. Öykü kendi gerçekliğini yaratmışsa eğer, okura sahici gelen bu gerçeklik, yani kurmaca gerçeklik, yaşam içerisindeki kaotik gündelik gerçekliğe göre daha tercih edilesi bir durum olacaktır kanımca.

D.G: Bir önceki kitabınızda da şimdiki kitabınızda da insan ilişkilerini deyim yerindeyse irdelemeyi seviyorsunuz. Bir sonraki kitabınızda da insan ilişkilerinin bu çetrefilli hallerini yazmaya devam edecek misiniz?

M.D: Çağlar boyunca sanat insanı konu almıştır. Bilim ve teknoloji nereye giderse gitsin sanat, özelde edebiyat, insanı konu almaya devam edecektir. Birey toplum içerisinde bir varlık, onu oradan alıp çıkarırsan tek başına bir anlam ifade etmeyebilir. İnsan ve onun kurduğu ilişkileri yazmayı seviyorum. İnsana dair olanı yazmaya devam etmek istiyorum.

D.G: Konser isimli öykünüzde müzik aletlerine, müziğe ilgili olduğunuz görülüyor. Böyle bir ilginiz var mı? Yoksa sadece bu öykü için mi araştırdınız? Öykü yazarken araştırma yapıp yazma konusunda neler düşünürsünüz?

M.D: Edebiyat dışında diğer sanat dallarına dair ilgim her sanatsever kadardır herhalde. Sinema, resim, müzik zaman yaratarak ilgilenmeye çalıştığım sanat dalları. Yazmaya da destek sağladıklarını düşünürüm. Yazarken özel bir araştırma içerisine girmiyorum açıkçası. Araştırılarak yazılacak öykülerin mekanik olacağını düşünüyorum nedense. Yani yapay olur sanki. Öykü yazan kişi yazdığı öyküde temel yanlışa düşecek, metnin yapısını bozacak, yapaylığa kaçacak sözcükler, cümleler, kavramlar seçmediği sürece bunun öykü için sorun olmayacağını düşünüyorum.

D.G: Siz genelde kısa yazıyorsunuz. Bu bilinçli bir tercih midir? Öykü, kısa öykü, kıpkısa öykü, minimal öykü bu tür adlandırmalar hakkında neler düşünürsünüz?

M.D: Bu soruya verilecek en güzel yanıtı bence Bilge Karasu dile getirmiş; “Ben öykünün, kuramını, tanımını değil kendisini arıyorum.” Tanımlar, araştırma teknikleri ve bilimsel veriler içindir bence. Sanat tanımlarla uğraşmaz. Öykü de tanımlarla değil sözcüklerle yazılır. Karşımdaki kişiye, yani okura, öykünün sahiciliğini geçirebilmişsem, öykümü okuyan okur öyküden haz almışsa, bu kendimi mutlu etmeye yeter. Yalnız şunu söylemeden geçmeyeyim; uzatılarak, sürdürülerek yazılan -belki de az görünmesin diye yazılan- öyküleri okurken çok sıkılıyorum. Burada konu niceliksel uzunluk, kısalık konusu değil tabii. Öykünün niteliğidir o kısalığı, uzunluğu belirleyen. Kendimizin okurken sıkıldığı öyküleri başkalarına okutmaya hakkımız yok diye düşünüyorum.

 

                 

Yorumlar

Tarhan Gürhan26/02/2019 - 23:47

Muratcım çok samimi bir röportaj olmuş. Kısa geldi, tadı damağımda kaldı : -)

Yorum Yaz