Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Bir Mutluluk Tablosu-Bir Nurullah ÇİÇEK Anlatısı
Bir Mutluluk Tablosu-Bir Nurullah ÇİÇEK Anlatısı

Güneşin üzerindeki kalın örtüyü kaldırmasının üzerinden epey zaman geçmişti...

Ben Fahişe Ruhluyum-Bir Sedat Sezgin Öyküsü
Ben Fahişe Ruhluyum-Bir Sedat Sezgin Öyküsü

Halise yaşamayı seviyor, yaşatmayı da öyle.

Çıkmayan Leke-Bir Hilal ARAS Öyküsü

Çıkmayan Leke-Bir Hilal ARAS Öyküsü

   Sabah ayazının yeşil otların üzerinde oluşturduğu kristal beyazı kırağı, pencerenin soğuk mermeri...  Televizyonda vızıldayan spikerin sesine sokaktaki köpek eşlik etti. Orta yaşlara gelmiş olmasına rağmen “Yaşamak nedir?”in cevabını bulabilmiş miydi? Geçen yıllara küskün, kırgın ve öfkeli.,, OKB teşhisi yaklaşık bir ay önce kondu. Doktor temizlikten uzak durmasını söylese de yapamıyordu. Zihninin tavan arasını işgal eden kutular dolusu duygu artıkları... Beynini saran zehirli sarmaşık... Eski bir hatıra. Belki bir çocukluk yarası… Elleri yıpranmış dikenli tel…

    Yatağının çarşaflarını değiştirdi her ne kadar yatağında yatmasa da. Ütüyü fişe taktı. Beyaz çarşafını, yastıklarını, yorganın kırışıklığını belli eden her bir çizgisini ütüledi. Banyoya yöneldi. Saçlarını aynanın önünde bura bura topuz yaptı. Uzun kollu beyaz penyesinin kollarını kıvırdı. Banyo dolabının kapağını açıp temizlik malzemelerini çıkardı. Akşam eşiyle tartıştığı birkaç konu tekrar beyninde sahne buluyordu. Oynamaya başlıyorlar. İki kişi... Kafasındaki adam “Yeter artık Leyla, yapma şu temizliği!...” bağırıyor kadına. Bağırırken ağzından çıkan tükürük zerreciği kadının yanağını ıslatıyor. Kadının midesi bulanıyor. Kusma hissiyle birlikte midesinde yumrulaşan topu çekip çıkarmak istiyor. Eşinin dün gece neden eve geç geldiğini düşünmeye başladı. Sahi neden geç geldi? Kiminleydi? Akşam altı gibi toplantıda olacağını haber veren mesaj... “Geç kalabilirim, bekleme beni, yemeğini ye.” Son zamanlarda bu tür mesailerin artması normal miydi?

   Düşüncelerine yenik… Zaman saat dokuzu gösteriyordu. “Apartman sakinleri uyanmıştır.” diyerek elektrik süpürgesinin düğmesine bastı. Evin içini uğultular boğdu. Simsiyah. Açık renk parkelerin köşe bucağındaki saçlara gözü takıldı. Her birini tek tek makineye çekti. Duvarlarında asılı duran çerçevelerin simetrilerini düzeltti. Salona yöneldi. Sekiz kişilik sandalyelerini masanın üzerine teker teker baş aşağı dizdi. Karşıdan bakınca elleri arkadan iple bağlanmış baş aşağı duran insanlara benzetti. Koltuğu da çekip altını süpürmeli… Uğultular yine başlıyor. Kulakların çınlaması geçmiyor. Bütün evi baştan aşağı dip bucak, sağda solda ne varsa makine içine çekti. Alnında süzülen teri elinin tersiyle sildi. Elektrik süpürgesini yerine koydu. Çamaşır odasındaki beyaz kovayı aldı. Musluğu açtı. Su sesi... Aklına takılan düşüncelere yenileri ekleniyor. Dört gün önce yaptığı temizlikte evin altını üstüne getirdi. Sekiz poşet çöp çıkardı. Eski kıyafetleri, kullanmadıkları eski telefon şarjları, orada burada kalmış gazeteler, eskiye dair ne varsa çöpe atmıştı. Banyoyu yedi kez yıkamış, portmantonun üzerinde toz olmasın diye koyduğu gazete kâğıdını üç kez değiştirmişti. Bezi sıkmaktan ellerindeki şişlikler, bileklerindeki ağrılar, dizlerindeki kızarıklıklar uzun süre geçmemişti. Düşüncelerinden arınmaya çalışırken açık kalan musluğun kovadan taştığını fark edip musluğu kapattı.

    Soluklanmak için balkona çıktı. Kapıyı açar açmaz rüzgâr terlemiş bedeninden içine işliyor. Fazla kalmamalı… Sokak lambasının üzerinde önemli şeyler anlatan karga... Geçen yıl ektiği beyaz sardunyaların yaprağına elini sürdü. Elini burnuna yaklaştırdı, çamaşır suyu kokuyordu. Karşı caddedeki yıkılan binanın molozları kaldırılıyordu. Bedeninin her parçası dağılmış, ufalanmış. Taş yığını... İçi ürperdi “En son burayı yıkarım.” deyip içeriye geçti.

Adam eve gelmedi. Kadın temizlik yapmaya devam etti.

    Kovaya limon kokulu temizleyiciden döktü. Toz bezini alıp her yerin tek tek tozunu almaya başladı. Televizyonun, komodinlerin, sehpaların, çalışma masasının... Kitaplığındaki her bir kitabı tek tek indirdi. “Burayı ne zaman temizledim?” diyordu kendi kendine. Hatırlamadı. Sildi sildi. Kitapları tekrar yerleştirmeye koyuldu. Yerleştirirken kitaplarını saydı. Tamı tamına 859 tane... Şaşırmadı. Temizlikten arta kalan zamanlarda bol bol kitap okurdu. Eline birini alıp sayfaları hızlıca çevirdi. Gözlerini kapattı. Yüzüne yazdan kalma meltem esintisi ilişti. Yerleri silmeye koyuldu. Eğilip var gücüyle parkeleri sildi. Belinde oluşan ağrıya aldırmadan geçmişte yaşadığı, üstünden atamadığı düşüncelerini yıkıyor, temizliyor ama çıkmıyor bunlar. Üzerine çamaşır suyu döktü. Kapkara… Yine çıkmadı. Temiz bir sayfa açmak istiyor ama olmuyor. Beyazlamadı. Ayağa kalktı arkasını dönerken sehpa üzerinde duran vazoya kolu çarptı. Vazo yere düşüp kırılıyor. Bin bir parça… Yerde küçük bir göl… Çiçekler ortalığa saçıldı. Ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra… Bezi kenara attı. “Pislik!” diye bağırdı. Çığlıklara karıştı pislik. Her yer pislik... Acı vermeye devam eden beyninde yer etmiş iğne. Batıyor. Çıkaramıyor. Düğümler çözülmüyor.

 

Hilal Aras, Haziran-2019

                                                      

Yorumlar

Bu yazı için henüz hiç yorum yok, ilk yorumu yapan olmak ister miydiniz?

Yorum Yaz