Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Didem GÖRKAY-Yeni Romanı ile Ayşe ÖVÜR ve Edebiyata Dair Bir Söyleşi
Didem GÖRKAY-Yeni Romanı ile Ayşe ÖVÜR ve Edebiyata Dair Bir Söyleşi

Didem Görkay, Ayşe Övür ve Botter Apartmanı

Feminist Eleştiri-Didem GÖRKAY
Feminist Eleştiri-Didem GÖRKAY

Düşünce, Feminist, Eleştiri

Fatma BURÇAK'ın Kitap Beşlisi
Fatma BURÇAK'ın Kitap Beşlisi

Fatma BURÇAK'a en çok sevdiği beş kitabı sorduk..

Kendim(sizlik)e Yolculuk-Bir Berfin Yavuz Anlatısı
Kendim(sizlik)e Yolculuk-Bir Berfin Yavuz Anlatısı

Dalgalarımı bırakıp vurduğum bir yalnızlığa sürüklerken kendimi...

Acıdan İlaç Almak
Acıdan İlaç Almak

edebi yazılar

Göz Kapakları-Bir Hilal ARAS Öyküsü

Göz Kapakları-Bir Hilal ARAS Öyküsü

   Ekim sabahının 8.55'i gösterdiği saatler. Adam apartman merdivenlerini tırabzana tutunarak yavaş yavaş indi. Dış kapıyı hafif bir kol kuvvetiyle açarken, içeri giren soğuk hava atkı gibi boynuna dolandı. Kapıyı kapattı. Ev ayrı bir dünya oldu. Dışarısı ayrı. Çeşitli yönlerden esen hafif rüzgar sarı, turuncu, kahverengi, yeşil yapraklarla dans ediyordu. Karşıdaki ağaçtan telaşlı serçe sürüleri havalandı. Mahalle esnafı kepenklerini kaldırıken tanıdık birkaç dostuna içten selamlarını iletti. Kasabın kedisi her zamanki gibi sahibini uyuklayarak bekliyordu. Caddenin sağ tarafından bilindik reklam tabelalarına bakarak ilerledi.

   Dün öğle saatlerinde eşinin kontrollerini yaptırmak için ilçedeki devlet hastanesine gitmişlerdi. Hastaneleri oldu olası sevmezdi. Yaşanması kaçınılmaz soğuk yüzlü ölümler, acıtan iğneler, acil serviste sıra bekleyenler, kanlı ameliyathaneler... Münevver Hanım’a sıkıntı, stres, üzüntü, olumsuz düşünceler yasaktı. Ne kadarına uyabilirdi bilinmez. Doktoru Kemal Bey’den eşinin kalbinin sağlık durumuyla ilgili birkaç teskin edici söz dinlediler. İlaçlarına devam etmesi gerektiğini, iki ilacını da değiştirdiğini, ertesi gün hemen başlamalarını ciddi bir tavır takınarak tembih etmişti. Yirmi gün sonra tekrar beklediğini yineleyerek. Caddenin karşısına hızlı adımlarla geçti. Rüzgarla sağ yanına düşen mavi atkısını düzeltmeye çalıştı. Yorgun tozlu ayakkabılarının eskidiğini fark etti. Yenisi gerekirdi. Umurunda mıydı sanki? Durağın yanından işlerine gitmek üzere servis bekleyen insan kalabalığının arasından omuzlara, çantalara sürtünerek geçebildi. Caminin yanından ilerlerken halka açık tuvaletten gelen keskin koku midesini bulandırdı. Gökyüzüne baktı mavi ve gri karışımı hayat vaad ediyordu. Temiz havayı içine çekerken arabaların egzoz kokusu genzine yapıştı. Temizleyene dek böğürtülü sesler çıkararak öksürdü. Marketin iki kanatlı eski kapısı “tırrss” sesiyle açıldı. Kimseler görünmüyordu. Sadece çikolata reyonunun önünde kıkırdayan bir iki kız öğrenci vardı. Adam kızlara ters ters baktı. Yoksa kendisine mi gülüyorlardı? Kaşlarını çatarak şapkası ve montuna çeki düzen verdi. Yaşı geçtikçe alınganlığı daha da artıyordu. Burnundan soluyarak markette bir tur daha attı. Sepetine peynir, zeytin, yumurta ve iki litre süt yerleştirdi. Eşi olsa eline listeyi çoktan yapıştırmıştı. Ne titiz kadındı Münevver Hanım. Sabah erkenden kalkar pencereleri açar, herkes daha kahvaltıdayken evi süpürmeye koyulurdu. Kırk beş yıllık eşi balkonunda solan sardunyalar gibi solup gidiyordu. Kasaya yaklaştı. Güler yüzlü kasiyerin eli hızlıydı. Yaşlı adamın torbasını doldurmasına yardım etti. Düşüncelerini toplama çalışarak marketten hızlıca çıktı.

  “Dünya ne tuhaf” dedi kendi kendine. Bazıları hayatlarına hiçbir şey yokmuş gibi devam ediyor. Bazıları borç derdinde, bazıları da onun gibi hastalıkla uğraşıyordu. Başlarına bunların geleceğini kim tahmin edebilirdi ki? Kimse kimsenin umurunda mıydı? Ailesi ve sevdikleri haricinde yanlarında kim vardı? Eski dostları emekli olduklarında ya şehir değiştirmişler ya da birkaç kez görüştükten sonra irtibatı kesmişlerdi. İki çocuğu da evlenmiş, İstanbul dışında yaşıyorlardı. Fırsat buldukça ziyaretlerine gelirlerdi. İğne gibi batan düşüncelerini başından atmak için sağa sola savurdu. Hayat dediği buydu işte.

   Dev çınar ağacının yanındaki neredeyse otuz beş yıldır müşterisi olduğu sevgi eczanesine geldi. Her yer bembeyaz, raflar ilaç kutularıyla dolu...  Bebek mamaları, vitamin hapları... Hafif bir antiseptik kokusu. Eskiye nazaran neredeyse yok gibi. Eczacı Suzan hanıma reçetesini uzattı. Birbirlerinin yıllanmış halini hatrını sordular. Yineledi doktorun dediklerini. Başı öne eğildi. Her şeyin sorumlusu kendiymiş gibi. Beş dakika bekledikten sonra sistem nihayet cevap verdi. Cebinden altmış lira farkı ödedi, nazik bir ses tonuyla yerdeki granit zemine bakarak iyi günler diledi.

   Fırına uğradı sonra. Kahvaltı için eşinin sevdiği ayçöreklerinden aldı. Yağmur şarkı söyleyerek çiselemeye başlamıştı. Toprak kokusuna karışmış huzurun adıydı bu. Bir tını vardı havada anlam veremediği. Hızlı adımlarla yürüdü yolları. Kaldırım taşının altında gizlenen su birikintisi paçalarını ıslattı. İçinden sunturlu birkaç küfür savurdu. Poşetlerini düzeltirken yağmur daha da hızlandı. Acele etmesi gerektiğini söyler gibi.

   Adam anahtarını cebinden çıkarıp kapıyı açtı. Ayakkabılarını yavaşça eğilerek kapı arkasındaki gazete kağıdının üzerine koydu. “Münevver hanım, ben geldim!” dedi. “Dışarıda nasıl yağmur başladı biliyor musun? Her yerim sırılsıklam”... Adam durdu bir an, ses alamadı. Söylenmeye devam etti. “Paçam ıslandı, şu belediye de her yeri yama yaptı. Doğru dürüst taş döşe şuraya kardeşim ya...” Yine ses alamadı Münevver Hanım’dan. Siyah ıslak montunu çıkardı. Kalp atışları acı acı hızlanmaya başlamıştı. Dışarıdan kırlangıçların çığlıkları duyuluyordu sanki. Soluk soluğa salona yöneldi, korkuyla ve soran gözlerle eşinin yatağına doğru baktı...

   Kadınının yatakla bütün olmuş cılız bedeni uykudaydı. Sol eli küçük bordo yastığının üzerinde, yeşil battaniyesi vücudunun bel kısmından umarsızca aşağı sarkıyordu. Başı ise büyük yastığın sağ tarafına düşmüş, kır saçları yüzünün yarısını kapamıştı. “Yeni daldı herhalde” dedi kendi kendine. Tedirginlikle daha da yaklaştı. Gözyaşları kendiliğinden yolunu bulmuştu. Dışarıda yağmur inatla yağmaya devam ediyordu. Eliyle kadının nabzını kontrol etti. Çok şükür atıyordu. Ellerinin titremesine engel olamıyordu. İçinde kuzeyde bir buz dağının soğukluğunu hissetti. Derin bir nefes aldı. Pirinç başlıklı yatağın ayak ucuna oturdu. Eşinin yüzündeki yaşanmışlığı anlatan hayat çizgilerini tek tek saymaya başladı. Kıpırdandı kadın sonra, mavi gözlerini ağır ağır araladı. Gülümsemeye çalışarak eşine doğru baktı. Yavaşça başını çevirerek bir müddet pencereden dışarıyı kayıtsızca seyretti. Adam sessizliği bozmak istemedi. Biraz daha yanına yaklaştı. Kadının ellerini avuçlarına alıp öptü. Başını doğrultup deniz gözlerine daldı. Yeni bir gün onlar için tekrar doğuyordu.

 

  

Yorumlar

Bu yazı için henüz hiç yorum yok, ilk yorumu yapan olmak ister miydiniz?

Yorum Yaz