Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Müjde Alganer'in Ziziro'su
Müjde Alganer'in Ziziro'su

Müjde Alganer, Ziziro, Artemis Yayınları

Ahmet Muhip Dıranas’ın Şiirlerinde Esinlenme Sorunu-Bir Önder ÇOLAKOĞLU Dosyası
Ahmet Muhip Dıranas’ın Şiirlerinde Esinlenme Sorunu-Bir Önder ÇOLAKOĞLU Dosyası

Baudelaire için Fransızca öğrendim diyecek kadar ona hayranlığı vardır Dıranas’ın...

Ben Fahişe Ruhluyum-Bir Sedat Sezgin Öyküsü
Ben Fahişe Ruhluyum-Bir Sedat Sezgin Öyküsü

Halise yaşamayı seviyor, yaşatmayı da öyle.

Günce-Bir Berfin YAVUZ Anlatısı
Günce-Bir Berfin YAVUZ Anlatısı

Çocuğa: “ Burası neresi?” diye sordum

Bakıcı-Bir Cemile CEREB Öyküsü

Bakıcı-Bir Cemile CEREB Öyküsü

Yine homurdanarak başladı güne. Aynı şeyleri bir o yana bir bu yana götürüp duruyor. Orda bezler burada kitaplar… Sağda solda ne dikileceğine henüz karar verilmemiş parça kumaşlar. Yalnızlığına, muhtaçlığına karşı dimdik durmak iyi de vesveseden kurtulabilmek için affetmenin gücü… Pöh! Safsata bunlar be! Hangi deli inanır böyle zırvalara? Rüveyda’nın bok yemesinin Arapçası… Güzelim senin hiç kocan olmadı ki? Seni kayın annenin şerrinden koruyan? Balıketine methiyeler düzen? Hem zaten sen sıskanın tekisin? O cadı, o sinsi de sıska gerçi. Oysa dolgun kalçalarına hayran olduğuna nasıl da inandırmıştı onu şerefsiz.

Ağırbaşlı mesleğine göre pek şirindi adam. Sımsıkı sarardı kadınını. Motosikletle pikniğe gittiklerinde…  Her ikisinin üzerinde siyah deri montlar… Kaskları başlarında. Sazı hep yanlarında o günler. Çiğdem bir türkü tuttururdu ki.  Adam mıncıklar, kadın kıkırdar. Karı koca diktiler mi rakıları değmeyin keyiflerine. İnce dudaklarının çevrelediği ağzı belli belirsiz açılıp kapandı. Hemşireydi ama sevgili kocasının isteğine uymuş, hiç çalışmamıştı. Evinin kadını, çocuklarının anası ol demişti.  Şimdi ise boşanırken eşinin ısrarla teklif ettiği maddi desteği reddettiği için pişmandı.

Portmantonun aynasına baktı. Gördüğünü beğendiği söylenemezdi... Hangi arada bu kadar genişlediğini hatırlamak ister gibi başını eğdi.

  “Herkesin canı cehenneme!” diye bağırdı. O an telefon çaldı.  Konuşurken, duru gözleri, fındık kadar burnunun üzerinde anbean kısılıyor ya da fal taşı gibi açılıyordu. Ahizeyi kapattıktan sonra pencereden dışarı baktı. Sınırlı boşlukta birkaç anı dalgalandı. Kasılan çenesi yorgun ağzıyla gevşedi. Kâkülünü kıvırdı.

Eş olmayı, sevilmeyi, sevişmeyi özlemişti. Öyle olmasa o gerzekle görüşmeye gider miydi? O gün tam anlamıyla bir felaketti. Ne bekliyordu? Adam öküz öküz bakmıştı suratına. Utanmadan “pek de beklediğim gibi çıkmadınız.” Demişti. Göbeği, kan çanağı gözleri, zevksiz giyimi, daha da önemlisi kaba saba halleriyle çayı hep kendisine isteyerek onu yok saymıştı. Erkeksiz kalsa bu rezilliği bir daha yaşamak istemezdi.

Ses hâlâ kulağında… İş haberi değil de sanki ölüm haberi veriyorlar mübarek. Hasta Dokuz Eylül’de… Pankreas kanseri. Bir hâkimin karısı… Aynı kendisinin de bir hâkim karısı olduğu gibi…

 Şansına, bakımını üstlendiği yaşlıların hepsi çok geçmeden boylamışlardı öbür dünyayı. Onların bıkkın, vefasız çocuklarını tanırken tüyleri diken diken olmuştu. Kendi yaşı da az değildi. Geleceği düşündükçe… Lanetlik bir işti onunki.

Kadın kır saçlı ve uzundu. Şuurunu yitireli ne kadar olmuştu acaba? Kocası ve kızı kanepede oturuyorlardı. Çocukcağızdaki sıkıntı apaçık… Kontrolsüz bakışları var.  Çiğdeminkilerle çakışmıyor bir türlü.

Hafif bir selâm…  Yanlarına ilişiveriyor. Adam titrek ve pütürlü bir sesle karşılık veriyor. Eşinin uzun süredir bu halde oluşundan, eve geçeceklerinden, bir hemşirenin bakımına gereksindiklerinden… Kızı anlaşılmayan sözcüklerle araya giriyor. Adam oralı değil... Bu sefer Çiğdem’in elini tutuyor. Çiğdem başını sallamakla yetiniyor.  Yaşlı adam aniden, “peki, siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?” diye sorunca Çiğdem;

‘Hoppalaa, çattık yine galiba!’ diye kaşları havada söyleniyor.

“Elbette, kurum sizin hakkınızda gerekli bilgileri verdi.”

Hastane odası önce aydınlandı sonra karardı. Korkunç bir gürültü koptu. Yağmur boşandı.   Üçünün de gözleri cam saydamlığını yitirene dek pencerede kaldı.

“Efendim ben herhangi bir hâkim emeklisi değilim. Önce bir dinleyin.  Kararınızı verin. ”

O sırada Çiğdem ihtiyarı ciddiye almak şöyle dursun, kadın ya hemen ölürse, parasını alamazsa. Ya da ne kadarını alabilir olasılıklarının hesabındaydı. Fakat yaşlı adam ona öyle bir soru sordu ki...

“Deniz Gezmişleri bilir misin, hatırlar mısın onları?”

Yaşlı adamın irileşen gözlerine, yorgun ağzına baktı bir süre…

“ A bilmez miyim onları! Kim hatırlamaz? Çok severdim ben.”

Güçlükle doğruldu hâkim. Ağır aksak, kollarını arkada kavuşturarak, birkaç adım attıktan sonra devam etti.

“ Suçsuz yere astık onları bunu da biliyor musun peki?  Ben şahsen masum olduklarına kesinlikle inanıyordum.”

Çiğdem’in boyun damarları istemsizce atmaya başlamıştı.

“Yaa! Bakın şu işe! Ne dememi istiyorsunuz ki size! Neden itiraz etmediniz öyleyse? Nasıl kıydınız gencecik insanlara? Onlar kimin hakkına tecavüz ettiler? Askere mi saldırdılar? İdamı hak etmek için… O halde ben de size kim olduğumu söyleyeyim. Ben de Yusuf Aslan’ın halasının kızıyım.  Onu çok iyi tanırdım. Okuyan, temiz yürekli çocuklardı. Arkadaşlarının hepsini tanıyorum. Onlar ağabeylerimdi. Bize çok gelirlerdi. Birlikte yemek yer sohbetler ederdik. Kuzenim de onlar da bana hep kitap verir gündeme yabancı kalmamamı ülkede dönen dolaplardan haberdar olmamı isterlerdi. Siz ne diyorsunuz şimdi buna bakalım!”

“Kızım, ben de zaten size karşı değilim. Lâkin o günler onlara öyle ağır suçlar isnat etmiş öyle kabarık dosyalar getirmişlerdi ki kendimi aciz gördüm. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ölüm fermanları önceden imzalanmıştı. Bizler birer kuklaydık be yavrum. İşte kızımı görüyorsun. O karara imza attığım içindir cezalandırıldığımı düşünüyorum. Sanırım günah çıkartmak geldi içimden.”

“Bey amca, sen ucuz kurtulmuşsun yine de. Kızına olanlar sana özel değil. Ancak esas onların gidişi büyük kayıp…  Baksana yakın uzak herkesin vicdanı rahatsız. Valla bilsem aslında eşinizin yanına değil bakmaya oturmaya bile gelmezdim. Bak sen şu işe. Aklınız varsa bunu orta yerde söylememeye çalışın. Valla eşinizden önce sizi postalarlar.”

“Canıma mı korkuyorum sandın. İşte orada yanıldın. Eskiden olsa kendime korkardım, aileme korkardım, şimdi ise bu konu beni etkilemiyor. Geberip gideceğim zaten yakında.”

“Onların da aileleri, sevdikleri vardı. Hastaneden çıkabilirse teyze size başka bakıcı bulmalarını isteyeceğim. Umarım beni anlarsınız.”

Yağmur yeniden hiddetlenip cam takırdadığında emekli hâkimin kızından bir çığlık koptu. Dudakları fırfırlandı.  Kenetlendi elleri, göz kapakları sımsıkı kapandı. Yaşlı adam ölü gibi yatan karısına baktı. Bağıran kızı değilmiş gibi…

Çiğdem hastanede üç gün kaldı. Bir daha gelmedi ne yaşlı adam ne de kızı. Karısı son nefesini verdikten hemen sonra aradı hâkimi. Ve onlar gelmeden aceleyle çıktı hastaneden.

28 /11 /2017

CEMİLE CEREB

 

 

Yorumlar

Mustafa bekaroglu16/05/2019 - 22:13

Oyku ve kurgu cok guzel. Hem gercek yasamdan hareket ederek yazdigin hemde gunumuzde degerlerin gittikce yozlastirildigi gercegini dusundugumuzde. Hayatin gerceklerini ve degerlerini yansitmissin. Beynine ve ellerine saglik. Daha guzel gercek ve guncel oykulerinizi bekliyorum.

Şadiye07/05/2019 - 14:44

Çok güzel kaleminiz kurumasin sevgiler sürükleyici düşündürücü çok rahat canlaniyor zihinde Kutlarim

Yorum Yaz