Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Zorunluluk Olarak Sanatta Üretim ve Üretememe Sorunu-Hatice GÜLTEPE
Zorunluluk Olarak Sanatta Üretim ve Üretememe Sorunu-Hatice GÜLTEPE

Sayısal yetişen, sayısal alımlayan ve algılayan beyinler…

Kafa Karışıklığı-Bir Berfin YAVUZ Anlatısı
Kafa Karışıklığı-Bir Berfin YAVUZ Anlatısı

Kendi ‘hikaye’sindeki bütün unsurlar bir bir kayboluyordu.

Dokunuyordu Her Yere Annelerimiz-Bir Osman Alp Denizler Öyküsü
Dokunuyordu Her Yere Annelerimiz-Bir Osman Alp Denizler Öyküsü

Osman Alp Denizler, Öykü, Dokunuyordu Her Yere Annelerimiz

Günce-Bir Berfin YAVUZ Anlatısı
Günce-Bir Berfin YAVUZ Anlatısı

Çocuğa: “ Burası neresi?” diye sordum

Anneanne-Bir Hilal ARAS Öyküsü

Anneanne-Bir Hilal ARAS Öyküsü

Gülen bir çocuk vardı yıllarca

önce

Düşleriyle bulutlar üstünde

yaşayan

Belki bir kez daha yaşarız o

günleri

Şimdi ya da hiç bir zaman

Nasıl da yandı bir anda.

Görüyor musun?

Dev ağaçlarıyla o içimizdeki

orman

Yanmamış bir yer buluruz

belki, ararsak

Şimdi ya da hiç bir zaman

Ümit Yaşar Oğuzcan

   Hoca üç defa “Hakkınızı helal ediyor musunuz?” diye sordu anlaşılması güç mekanik bir sesle. Biz de üç defa tekrar ettik. “Helal olsun” lar birbirine karıştı. Kalabalık bir cadde, bir kamyonet ve sıra sıra dizili arabalar... Üzgün akrabalar, yakın dostlar, komşular… Zayıf bıyıklı görevli aracına bindi sonra. İmam da helallikleri almıştı nasılsa. İki oğlu ve damatları adamın yanına oturdu. Yeşil araç mezarlık yoluna doğru sonsuzluğa hareket etti. Gözü yaşlı mor leylak el sallarken, usul bir meltemle dualara karıştı anneannem. Mevsim bahardı unutmuyorum. Güneş vardı üstümüzde. Yine üşüyordum karlı kış günlerinden kalma. Haberi aldığımda Trakya'nın verimli topraklarında yetişen sarı kanola çiçekleri yola bir garip bakıyordu. Yollar bitmedi, tükenmedi...

   Kasabaya sonra ulaştık. Sanki sen değildin başkasıydı, köhne hastanedeki soğuk morgta. Nur yüzün küçücük kalmış, bembeyaz olmuş. Gözün kapalı yatıyordun donuk taşın üstünde. Çenen beyaz bir tülbentle bağlanmış, üstünde beyaz çarşaf. Ben bakıp çıktım sadece. Bakmasaydım, görmeseydim, hatırlamazdım. Senin yüzünü bir tek o gün soğuk gördüm.

   Siyah kırmızı çiçekli şalvarı, beyaz pamuk saçları uzamış beline kadar. Örürdün usanmadan. Çıkık elmacık kemikleri, krem rengi eşarbı, gri pardösünle yorgun yollardan tın tın gelirdin taze yumurtalarınla. “Aman kızanım İstanbul'da bulamazsınız tazesini. Koyver arabaya götürüver.” derdin. Soluk soluğa kalmış nefesi, terlemiş alnıyla. Sıkılırdı bazen dertli kederli değişmeyen sohbetlerden.“Aman şekerim boşver.” deyip atardı kendini ortalığa. Trakya'nın Balkan türkülerine karışırdı sesi. Kızardım bazen. İsmim aklına bir türlü gelmezdi. Herkesinkini söylerdi de bir benimkini çıkaramazdı. “Tamam anneanne az kaldı.. Evet, o işte.”

   Gül suyu kokan pembe lokumlu mevlit günlerinde tanımadığım yaşlı teyzeler: “Halime'nin torunu” derlerdi kolayca.Yamacına alırdı sıcacık. “Otur kızanım, dinle.” derdi. İlahileri, duaları ezbere söylerdi. Ellerimi açardım onlar her açtığında. Aklımda tavuklu pilav ve küçük tatlılar... Bildiğim tek dua Subhanekeyi okurken.

   Bayram akşamlarına karışırdı gülüşleri. Yer sofrasında, bordo kareli masa örtüsü. Yeşil çimen halısı. Süt çorbası yapardın. Yaprak sarmalar, baklavalar, börekler... Müstakil bahçeli bir evde iki karşılıklı koltuk... Sıcak bir soba... Kahverengi camlı büfe… Ortada renkli televizyon... Milli olmuş turuncu kahve fincanları… O büfeye bakarak hayaller kurardım çocuk aklımla. Orda bir köy vardı ya uzakta ... o köydü işte. Kavak ağaçları her mevsim yeşil, yaprakları rüzgarla dalgalanan... Rengarenk asil laleler, şımarık sümbüller, gülen menekşeler… Büfe içindeki metal çalar saat… O çalar saatin içinde obur turuncu bir tavuk vardı, yanında iki sarı civciviyle. Her saniyede obur tavuk yem yemek için toprağı gagalardı. Saniyelerin ne önemi vardı ki zaten, çocukluğumun geçmek bilmeyen geniş zamanlarında.

   Sen hep gülerdin anneanne. Sanki hiç derdin kederin yokmuş gibi. Dünyanın en mutlu insanıydın. Kimseden bir şey istemezdin. Yine bir mevlit dönüşünde cami yanındaki kaldırımda kalp krizi geçirirken. Etrafın kalabalık, konu komşu.. “Hastaneye götürelim seni teyze!” demişlerse de nafile. Yine dayımı beklemişsin ya. Ambulans gelmiş bağırarak alelacele. Siyah çığlıklara karışan, ne ayın ne yıldızların hesap veremediği gecede hastaneye varmadan ilkokulun yanında gözlerini yummuşsun. Şimdi anneanne; yürüdüğün yollarda benim kızım, genç kız oldu. Elmacık kemikleri, gülen gözleri aynı sen. Yine yaz akşamları Balkan türkülerin düğünlerde... Davullarla, zurnalarla çalınıyor. Bayram günleri ben yine o eve uğradığımda bahçende torunlarının çocukları koşturuyor. Beyaz duvarın önünde sen varsın. Sandalyede karşımda oturuyorsun. Beyaz başörtün, elinde o bitiremediğin dantelin. Yine baklavaların, böreklerin… Sümbüller, laleler, menekşeler... Zaman, anlam veremediğim bir hızla akıp giderken sen hep oradasın, benim kalbimde.

 

 

 

 

Yorumlar

Nurten Kasap13/04/2019 - 21:16

Bu da çok güzel olmuş... Allah rahmet etsin.. okuyunca benim de gözümde canlandı..

Alev...13/04/2019 - 08:18

Kalemine ve yüreğine sağlık canım harika bir yazı olmuş.....

Emine Aykanat13/04/2019 - 01:21

Çok Duygulandım Çok Güzel

Yorum Yaz