Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Türk Edebiyatında Önemli Yazarlar-Bir Nil ÖNEY Araştırması
Türk Edebiyatında Önemli Yazarlar-Bir Nil ÖNEY Araştırması

Nil Öney, Türk Edebiyatında Önemli Yazarlar

Didem Görkay'ın Narin Yükler Röportajı
Didem Görkay'ın Narin Yükler Röportajı

Şair Narin Yükler ile ödüllü şiir kitabı Aynadaki Çürüme üzerine

Vesikalı Yarim
Vesikalı Yarim

Film Eleştirisi

BULANTI’YLA KARIŞIK VAROLUŞUMUZU SORGULAMAK
BULANTI’YLA KARIŞIK VAROLUŞUMUZU SORGULAMAK

BULANTI’YLA KARIŞIK VAROLUŞUMUZU SORGULAMAK

Bir Durgun Ayrılış-Bir Hilal ARAS Öyküsü

Bir Durgun Ayrılış-Bir Hilal ARAS Öyküsü

      Sabahın ilk ışıkları beyaz tül perdesinden sızmaya, odayı aydınlatmaya başladı. İçinde oluşan mutluluk hissiyle yataktan kalktı. Odasının açık pembe duvarlarını seyretmeye koyuldu. Mavi denizin ortasında küçük kırmızı kayıktaki balıkçının resmi, en sevdiği sanatçıların posterleri, mantar panosu… ne kadar duvarı kalabalıktı. Beş yaşından beri kullandığı lila rengindeki çiçek oymalı yatak odasını hala değiştirmemişlerdi. Kitaplığına yöneldi. Vazgeçemediği onlar benim geçmişim dediği oyuncakları... Pony atları, beyaz tavşanı, kahverengi sincabı.. Kimselere veremediği yatağının altında saklı daha bir kutu dolusu oyuncağı…   Çalışma masasına yöneldi. Siyah sandalyesine oturdu. Lise son sınıfta gecesini gündüzüne kattığı saatlerini hatırladı. Çay ve kahve kokan… Bilgisayarın siyah monitöründen pembe, sarı, mavi, beyaz postitlere yazılmış küçük notlarını kopardı. En sevdiği kitabının içine koydu. Defterleri, kitapları üzerinde duruyordu hala, dokunmak istemedi. Onlar öylece kalsındı orada. Sağ çekmecesini açtı. İçi karışık görünüyordu. Cetveller, boya kalemleri, ataşlar ve bir de mavi makası... Hepsini düzenledi. Pencereye yöneldi. Camı açıp sabahın el değmemiş havasını ciğerlerine çekti. Karşıdaki erik ağacında tüylerini kabartmış gri bir kumru vardı. Babası ona her gün ekmek kırıntısı bırakırdı camın mermer çıkıntısına. Mutfak masasının üzerinde beyaz poşet içinde akşamdan kalma ekmekten biraz kopardı. Odasına yöneldi. Babasının yaptığı gibi pencerenin mermer çıkıntısına ekmeği ufaladı. Kumru hala oradaydı. Yanında bir kumru daha vardı. Eşidir diye düşündü. Bir damla gözyaşı süzüldü gözlerinden çenesine doğru.. Boğazı düğüm düğüm... Burnunda acıyan bir sızı… Babasını hatırladı. Bundan iki yıl önce kan kanserine yakalanmış, kanseri erken fark edemedikleri için geç kalınmıştı. Yapılan tedaviler onun sadece bir buçuk yıl daha onlarla yaşayabilmesine müsaade etmişti. Hala acısı içinde çok yeniydi. Geçmeyeceği de kesindi. Nereye gitse onunla gelecekti her yere. Omuzları düşük yavaş adımlarla iki kapaklı, aynalı dolabına yöneldi. İçinden fotoğraf albümünü çıkardı. İçinde ne hatıralar saklıydı. Babasıyla beş yaşında luna parkta dondurma yerken çekilmiş fotoğrafını aldı. Babasını öptü yine, kokladı onu, bağrına bastı.. Hıçkırıklara boğuldu. Keşke yanımda olsaydı diye geçirdi içinden. Onunla gurur duyardı. Bu günlerini görseydi. O götürseydi havalimanına.

      İstanbul Marmara Üniversitesi Edebiyat bölümünü kazanmıştı. Ona babası aşılamıştı kitap sevgisini. Öğretmen olmasını ne çok istemişti.. Keşke görseydi, sarılsaydı, kutlasaydı başarısını.

      Son kontrollerini yapmak için yorgunlukla bavulunu yatağa koydu. Akşamdan hazırlığını yapmıştı. Kazakları, gömlekleri, pantolonları, anneannesinin “Aman üşüme evladım oralarda.” deyip ördüğü açık yeşil hırkasını, saç kurutma makinesini, ağrı kesici ilaçlarını ve en önemlisi babasıyla olan birkaç fotoğrafını da en üste koyup kapattı bavulunu. Aşağıdan annesinin ve erkek kardeşinin seslerini duydu. Merdivenlerden bavuluyla indi. Bavul ağırdı. Omuzlarındaki yük kadar olmasa da.  Annesi ve kardeşi de çoktan kalkmışlardı. Annesi kahvaltı masasını hazırlamıştı, çayları dolduruyordu. “Günaydın!” dedi yarı mağrur, yarı mutlulukla. Kardeşi koşar adımlarla yanına geldi. Kahverengi dış kapının kenarına koydu bavulunu. Masaya oturdular. İçinden bir şey yemek gelmiyordu. Biraz ekmek, biraz çilek reçeli yiyip açık çayından da bir yudum içti. Annesi “İyi misin kızım?” dedi içten sıcacık bir sesle. Annesinin bu gülüşü içinde oluşan düğümleri bir bir açtı. “İyiyim anne…” diye karşılık verdi umutla. “Selim amcan yarım saate gelir.” dedi annesi. Kardeşi yan gözlerle ona hınzır hınzır bakıyordu. “Sana bir şey vereceğim abla!” dedi. Ellerini masanın altından çıkarıp hediyesini uzattı. Kırmızı beyaz fiyonklu kutuyu açtı. İçinde rengârenk kurşun ve tükenmez kalemler, silgiler, en sevdiği yapışkanlı postitler vardı. “Uğur getirsin sana. Sınavlarına bunlarla hazırlan.” deyip yanağına kocaman öpücük kondurarak. Sarıldı ona. “Can kardeşim” deyip ağladı. Hava karardı bir an. Güneş kayboldu. Gökten yağmur damlaları ok gibi inmeye başladı. Yüreğine ve pencereye vurarak. “Bak!” dedi kardeşi. “Sen gidiyorsun diye gök de ağlıyor.” “Anneme iyi bak.” dedi Ebru. “Sana emanet, Sen, 6. sınıfa giden koskoca erkeğisin bu evin.“Her gün arayın beni.” dedi. Annesine yöneldi. Onu da bağrına bastı. Annesi bir şey söyleyemedi. Kızının manolya saçlarını kokladı. Sarıldılar. Ağladılar, ağladılar. Yine de bir ses çıkmadı ağızlarından. Gözlerine baktı annesi: “Baban da seninle… Bak gözlerini ondan aldın, ela gözlerin babanın.” dedi. “Ağlama oralarda, her özlediğinde bizi ara.” dedi. Kardeşi de sarıldı, üçü de kucakladılar birbirlerini. Kardeşine baktı “Babamın gri kumrularını beslemeyi unutma.” dedi. Sımsıkı sarıldı kardeşine. Kapının zili çaldı o an. “Selim amcandır.” dedi annesi. Kardeşi açtı kapıyı. Yağmurda dinmişti. “Herkes hazır mı, gidiyor muyuz millet?” diye sordu kalın ve sevecen sesiyle. “Evet!” dedi Ebru. “Gidelim. Ben hazırım, herkes hazır.”  “Hadi göreyim seni Ebru!” dedi Selim amcası. Sarıldı yeğenine. Bavulları arabaya yerleştirdi. Selim amca şoför koltuğuna kardeşi de onun yanına geçti. Annesi ve Ebru arka koltukta oturdu. “Hadi kalkışa geçiyoruz.” dedi Selim amca. Dikiz aynasından Ebru'yu aradı gözleri. Ebru odasının camına doğru bakıyordu. Erik ağacındaki gri kumrular yoktu. Yağmur başladığında gitmiş olmalılardı. Babası geldi aklına. Araba ağır ağır hareket etti. Sağa sinyal vererek dönüşünü yaptı. Hasret, ayrılık, boşluk, acı, özlem... Hepsi hepsi Ebru'nun yüreğindeydi. Yeni hayatı ona kucağını açmış “Merhaba” derken...

Hilal ARAS, İstanbul- Mart 2019.

Yorumlar

Alev usta13/04/2019 - 11:10

Süpersin hilalciğim tebrik ediyorum seni çok yürekten başarılar

Sibel Doğan13/04/2019 - 09:33

Çok guzel Tebrikler

Fatma Dolapçı04/04/2019 - 07:55

Tebrikler Hilalciğim, devam....

Yorum Yaz