Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Kanıksama-Bir Aydın MERAL Öyküsü
Kanıksama-Bir Aydın MERAL Öyküsü

Sessizliğe bir kat daha sessizlik kattı.

Çıkmayan Leke-Bir Hilal ARAS Öyküsü
Çıkmayan Leke-Bir Hilal ARAS Öyküsü

Psikoloji ve kurgunun oluşturduğu bir anlatı...

Hâki Sözcükler-Berfin YAVUZ
Hâki Sözcükler-Berfin YAVUZ

Eski zamanlardan kalma bir masaya oturmuştu kadın.

Girizgâh-Bir Bengisu BALABAN Öyküsü

Girizgâh-Bir Bengisu BALABAN Öyküsü

Kahvaltı etmiyorsun. Doğru düzgün uyumuyorsun. Evi bok götürüyor, kılını kıpırdatmıyorsun. Çok düşünüyor, az konuşuyorsun. Bütün gün duvarları izliyorsun. Yatağından çıkmıyor, öylece uyuyacağın zamanı bekliyorsun.

En son ne zaman evinde koltuğa oturdun?

Ya yataktasın ya sandalyede. Yapacağın basit bir hamleyi bile -örneğin mutfaktan su almak- dakikalarca hatta bazen saatlerce düşünüyorsun.

Bütün bunlar ne için? Bir şey ya da bir şeyler ama bilmiyorsun. Yazının çirkin oluşunu umursamıyorsun.

Daha güzel bir kalemim olsun demiyorsun.

Dışarıdaki güneş içindeki ormanları beslemiyor.

Takılmış bir tetik gibi yaşıyorsun. Ne büsbütün güvenli ne de büsbütün güvensiz. Her an beynine kurşun saplanabilir gibi. Ya da belki artık işlevsizdir silah, huzur bulursun, bilmiyorsun.

Bir şeyleri bir şeylere benzeterek ömür tüketiyorsun.

Hiçbir şey eşsiz ve bulunmaz değil; ve her şey yegâne, biricik.

Besle kendini, koru kendini, bir açıl iki kapan.

Ben bu kapanı, bu kanı, ayak bileğime süs diye...

Ben bu karmaşayı saçıma bahar diye takmaktan geliyorum.

Peşimde pusulasız gezginlerle geliyorum. Yok, belki kalır gibi gidiyorum.

Gitmek; senin için anlam taşıyan herhangi bir şeyi bıraktığında gitmek oluyor en çok, sanırım.

Seninle sırt sırta gelebilecek tek şey gölgen olana kadar; arkanda bırakman gerekiyor, her neyse vazgeçtiğin.

Bırakamıyorsan, gitmiş de olmuyorsun aslında. Bunun adı uzaklaşmak olabilir bir ihtimal. 

Bir ihtimal daha var mı çok sevgili Müzeyyen Senar?

 

***

 

Güneş ışığı dolu sürahi. İçtiğim suya ancak gölgesi kalıyor. Yetinmekten ve görmekten bu yana çok çağlar geçti bu köprünün altından. Annem patates soyarken karşısında oturmuş, patatesin kahverengi kabuklarına bakarken kendime bir soru soruyorum: "Ben ne yapıyorum acaba?"

 

Hayattan anladığım ve hiç anlamadığım boyun ağrısı garantili yamuk duruşum bu. Annemin verdiği içli nefesin yarısı benimdir.

-Her kadın gibi onun da yarası epey derinlerde ve gizlidir.-

Başka bir şeyin yarısı olamam böyle.

 

-Kendimi açıklamaktan yoruluyorum. Bunun yerine yeni bir kıtayı keşfe çıksam benim için daha kolay. Çabalarımın boşa çıkma riski bu kadar fazla da değil üstelik.-

 

İçimin doksan derecelik dikine açılarına sırtımı yasladım, açılan yaraları sayıyorum. Artık yıkılmam sanıyorum. Geometriden yaşayacak kadar anlayıp anlamadığımsa şüpheli.

Bildiğim şey: Düşüncelerim midemde urlaşana kadar durduğum. Sonra tek tek döktüğüm onları, kirli çamaşırlarla yarış halinde. Buralar beyaz sabun kokmuyor.

Dökülen bütün şeyler gibi yer çekimine yenik. 

Bildiğim şey: Kış mevsiminde paltoların cebinden çıkan fi tarihli bayat çekirdekler gibi. Bazen yiyorum. O zaman içimde kış çiçekleri açıyor ya da dökülmüş yaprakların izlerinin yanına uzanıp öylece izliyorum olan biteni.

Böyle yapınca tüm paltoların kahverengi olacağı su götürmez bir gerçek. 

 

-ama bunların hiçbiri benim soruma bir yanıt değil.-

 

***

 

Hayata bakış açımın radyo dalgalarından denizler yaptım. Son sürat dibe dalıp, dipten yüzeye derinlik sarhoşluğu etkili şarkılar çekmişim gibi bir gün. 

Bardağımda sörfçüler var. Bir iki tanesinin tahtası boğazıma takılmış. Söyleniyorum: "İnsanın boğazına enine hevesler dizmeyin!" Acıtacağı kesin. Öldürmüyor ama tam yaşatmıyor da. Çünkü enine olmak bunu gerektirir. Ne diptir ne de yüzeydir. Kalakalmak gibidir.

 

***

 

Son akşam yemeğine bile iştahsızım. Sadece tablolar karşısında uzunca dikilip ucuzundan sigaramı tüttürebilirim. Benim kafamdaki dünyanın yaşam kaynağı h2o değil. Çok kere çoğulluk, birçok kere delilik.

 

Biblolar diziyorum her gün yerlere. Başka başka biblolar, soğuk ama renkli. Bir yanım gibi. Aortumu gösteriyorum onlara, olacak iş değil! Daha da beteri politikacıların kirliliğinden söz ediyorum hava kirliliğinden çok. Yine de elimi uzatırsam dans ediyorlar benimle. Bıçak üstünde bale meselâ. Keskin ve hışırtılı. Hapse girme riski var.

İnsan en afili cinayetini sakinken işler bana göre. Tütülerden göğe küller buharlaşır, yere anka kuşları yağar. Çok az kişi bilir ama bütün kuşlar bir öleceğimizi söyler şarkılarında, bir güleceğimizi haber verir. Manik dallarından sallanarak saçlarımıza ve ütopyalarımıza sıçarlar. 

Bu fikrin kâşifi Ülkü Tamer'dir, bu yüzden çok bilindik şiirlerinden birinde canı sıkılan birine kuş vurmayı önermiştir. 

Yoksa bir şair en çok ve en hızlı kendine zarar verebilir.

Kafamdaki dünyanın yaşam kaynağı h2o değil, söylemiştim değil mi?

 

***

 

Suyun gölgesi duvarlarda çılgın akarsular oluşturur. Yırtık donlu çocuklar bu sularda şen şakrak debelenir. Omzumu ev bilen aklımın uçucu rengidir. Beni dünyadan ayıran ve dünyaya bağlayan aynı şeydir. Her iki organımdan biri mutlaka aydınlığı besler-büyütür, diğeri karanlığın velisidir. 

İçinde canlı bulunan her şeyin en az iki yüzü olduğu kesindir. İçinde ölüm bulunan her şeyin yüzü keskindir.

 

-Bu bir delilik manifestosudur.-

 

Kaos, sonunda sakinlik açar. Herkesin baharı başka zamanlarda ceylân getirir. Zaman ise çoğu kez koca bir yalandır, aslı "şimdide" saklıdır. Nüshası aldatmaca.

 

***

 

 

Dışarıda yaşıyorlar ama içimde öldüler. Doğurmadım, bıraktım öyle kalsın. 

Ben hiç ağıt yakmadım; tütsü yaktım, daha çiçekli elbiseler giydim ve güzel kokulu odalarda tebessüm ettim. 

-Ettiğim teessüfler konumuzun hep dışındadır. Lafım meclisin en içindedir.-

 

Cinayet işlememek için kek yaptığım en tehlikeli sırrım. Sahip olduğum merhameti turşu kavanozlarında Münir Özkul ve Adile Naşit ile birlikte saklarım. 

Böyle yapacaksanız bana bakmanızı yasaklarım. 

Hem en iyi ben tanırım kendimi! Ve hiç haberim yok ki kendimden...

 

Bu benim için büyük, insanlık için de fazla anlaşılmaz adımı noterde onaylatacağım. Bütün mühürlere ve bürokrasiye ilk tüküren ben olacağım. 

 

***

 

Siz böyle yapıyorsunuz ya, böyle işte. Anlamın anlamsızlığından, hislerin yersizliğinden, derinliğin eski zaman perileri gibi yok sayıldığı konulardan -yok sayılınca ölen periler, yok sayılınca ölen derinlik- söz açıyorsunuz ya örneğin; ruletin yararlarını anlatan bir kumarbazı dinler gibi dinliyorum sizi, boş geliyor bana, boş. 

Beş kavanoz bala bir kavanoz bedava kampanyalarını dinler gibi dinliyorum. Bilinmedik internet sitelerinden bahis oynayarak kazanacağını düşünen insanların attığı kof nutuklar gibi. 

 

Böyle yapıyorsunuz ya, böyle işte.

Benim aklımı şenlikli panayırlarda dansöz diye oynatasım geliyor. 

 

*Bir acı yel kalıyor sonra geriye, *şenlik dağılıyor.

Aklımı oynattığımla kalıyorum.

*Müjgânla ben, ağlaşıyoruz. 

*Müjgânla benim mahur bestem bu.

Çalabilecek bütün *sazlar ya çatlamış ve sonra sahipsiz, ya da **yakılmış ve sonra kül.

 

*Boynuma yeşil fulârı dolayıp, bir gece treninde ıslıkla şarkımı söylüyorum sonra.

Kayboluyorum.

 

alıntılar

Ülkü Tamer Konuşma Şiiri

Yusuf Hayâloğlu Adı Bahtiyar 

Attilâ İlhan Mahur Beste

Attilâ İlhan Mızıkacı Çocuk

** Bu bir Madımak sancısıdır.

 

 

Yorumlar

Ezgi Turkmen20/03/2019 - 16:16

Seni yazarken gorebilmek ne guzel guzel insan... kalemine,dusuncelerine saglik...

Yorum Yaz