Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Babam Beni Niye Öldürdü?-Gökhan Arslan
Babam Beni Niye Öldürdü?-Gökhan Arslan

Babam Beni Niye Öldürdü?, Gökhan Arslan, Yitik Ülke Yayınları, Şiir

NASIL YAZIYORLAR
NASIL YAZIYORLAR

edebi yazılar

Kanıksama-Bir Aydın MERAL Öyküsü

Kanıksama-Bir Aydın MERAL Öyküsü
 
Dört kardeşin ördükleri halının temiz ve motifliliğine tezatlık oluşturan atölyeninin
keşmekeşliğini aldırış edecek dikkati kaybedeli çok olmuştu. Kir, yorgunluk, uzayan
tırnaklar, ağzı keskin makaslar, baka baka ezberlenen motif desenleri, yağlanma zamanı gelen
dokuma tezgahı, emanet gibi duran tek göz pencere, haşere ilaçlarının burun direğini kıran
kokusu ve göz gezdirme ablukasına takılması mümkün olmayan daha bir sürü eklentinin
çizdiği yapbozun olmazsa olmazı çocuklar...
Londra’da başlayan sanayi devrimi canavarı İngiltere’nin en ücra köşeşine kadar ki
insanları bile kendi bataklığına çekmeye devam ediyordu. İnsanlar artık kilisenin kutsal
çatısından çıkıp bataklıktan çıkan sivrisinek imparatorluğunun kan pompalayıcısıydı. Üreten
ve tükenen insanların en naifi olan çocuklar arasında Inured kardeşlerin yazgısı diğerlerinden
farklı değildi. Büyük göç ve geride bırakılan serin derelerle sulanan ovalar... Geride
bırakılanların özlemi yaşam direngenliğini çoktan alıp götürmüştü bedenlerinden. Silik, ürkek
ve kırsallıkla yaşamlarına devam etmelerinin ayırdında olmalarını söylemek zordu. Beden ve
ruhları ayrılmıştı ve bu ayrılıkta ilk ölen ruhlarıydı.
Kahvaltıda herkesin önündeki kaseye bir fincan kadar kahve döküldükten sonra Bayan
Judith hızlıca çeyrek somun ekmeği işçilerin önüne koydu. On dakika içinde kahvaltı
yaptırılıp herkesin çalışma atölyesine yollanması talimatı verildi. Kahvaltı başlarken görülen
heyecan yerini bu kez yere sürünen ayakları izledi yol boyunca. Abi John o gün yeni
başlayacakları halının açık mavi ağırlıklı motif tabelasını, küçük Jim iplikleri ortanca Jakob
ise makas ve fırçaları taşıyarak peşi sıra atölyelerine seyirdiler. Jim taburenin üstüne çıkıp
iplikleri askılara yerleştirirken John, Jakob’a motifleri nasıl işleyeceklerini anlatıyordu
mekanik bir ifadeyle. Biraz sonra işe koyuldular. Makas ve sıkıştırma aleti dışında ses
çıkmıyordu atölyeden. Öğle yemeği zili çalana kadar üç kardeş birbirleriyle konusmadan pür
dikkat çalıştılar. Yemekhane zili çalınca yemeğe gittiler. Yan yana oturdular. Etraflarıyla
fazla ilgilenmeden yemeklerini yediler ve yemeği sonlandıran zili çalmasını beklemeden başta
John olmak üzere Inured kardeşler kendi atölyelerine döndüler ilgisiz tavırlarında bir
değişme olmadan.
Odanın karamsarlığını bir nebze olsun açacak bir etki yapmadan çalıştılar akşama
kadar. Uçları aşınmış el tırnakları, çatlaklarına kir doluşmuş ayak çatlakları, burun kıllarına
yapışan kömür isi çocukların geleceklerinin görünümüne ilişkin ütopyaları yıkıyordu.
Paydosa yakın bir ara haşereler ilaçlamacısı Bay Edward girdi atölyeye, çocukların ne
iş yapmakla meşgul olduklarıyla ilgilenmeden ilaç makinasının kolunu bir iki defa yukarı
aşağı hareket ettirerek ilacı odaya kabaca yayıp ayrıldı oradan. Edward ilaçlamasını
dalgınlıkla izleyen Jakob’u kendine getiren paydos zili oldu. Atölyelerden çıkan yüzlerce
çocuk yemekhaneye yönelirken Inured kardeşler de peşlerine takıldı kafilenin. Patates
püresine yavaşça yediler ve söz birliği etmişcesine aynı sıralama ve hızla atölyelerine
uyumaya çekildiler. Biraz önce atılan ilacın kokusu atölyeyi teslim almıştı ama üç kardeşin
uykusu daha ağır bastı. Yataksız, yastıksız ve yorgansız dinlenme başladı.
Sabah kahvaltı esnasında odacı Bayan Judith odanın temizliğini yapmak için odaya
girdiğinde karşılaştığı manzara karşısında sadece eline ağzına götürmek oldu. Bu saat
olmasına rağmen bu çocuklar nasıl hala uyuyabiliyordu. Çocuklara seslendi. Sadece kendi
sesini isitince hafif bir kaygı dalgasına kapıldı. Acaba? Şu ana kadar defalarca şahit olduğu
durum yine mi yaşanmıştı: Zehirlenme!
Üç kardeşi de sırayla kontrol etti: Soğukluk. Somutlaşan soyutluğu anladı. Acıma
duygusuna yakın bir duygu hissetti. Çocukların kollarını düzeltti. Mezarlara verilen bir
saygıyla kutsal üçlüyü andı ve hamalları çağırmak için dışarı çıktı. Kısa süre sonra
hamallarını peşi sıra o da içeri girdi son görevine yapmak ister gibi. Judith’ten sonra iplik
boyama bölümünde çalışan anne Emile de içeri girdi. Çığlık atmadan, ağlamadan, isyan
etmeden izledi üç oğlunu. Neden doğurdum der gibi de bakmıyordu. Kafasını dizlerine koydu.
Sessizliğe bir kat daha sessizlik kattı. Hamallar önce John aldılar karga tulumba. Fazla
zorlanmadı hamallar, sonuçta hergün taşıdıkları yüzlerce çuvalını birinden bile daha hafifti
çocuk.
 
Aydın MERAL, 2014/Nusaybin.

Yorumlar

Bu yazı için henüz hiç yorum yok, ilk yorumu yapan olmak ister miydiniz?

Yorum Yaz