Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Deniz POYRAZ'ın Kitap Beşlisi
Deniz POYRAZ'ın Kitap Beşlisi

Başarılı öykücü Deniz Poyraz,en sevdiği beş kitabı paylaştı.

Kanıksama-Bir Aydın MERAL Öyküsü
Kanıksama-Bir Aydın MERAL Öyküsü

Sessizliğe bir kat daha sessizlik kattı.

Kendim(sizlik)e Yolculuk-Bir Berfin Yavuz Anlatısı
Kendim(sizlik)e Yolculuk-Bir Berfin Yavuz Anlatısı

Dalgalarımı bırakıp vurduğum bir yalnızlığa sürüklerken kendimi...

MUSTAFA ORMAN'IN BAŞUCU KİTAPLARI
MUSTAFA ORMAN'IN BAŞUCU KİTAPLARI

MUSTAFA ORMAN'IN BAŞUCU KİTAPLARI

Kadın ve Çocuk-Bir Yalçın TECİMER Öyküsü

Kadın ve Çocuk-Bir Yalçın TECİMER Öyküsü

“Göğü kucaklayıp getirdim sana

kokla

açılırsın…”

Arkadaş Zekai Özger

 

Kırk yaşlarında bir kadın üç masa uzağımda yanında bir erkek çocuğuyla oturduğu koltuktan kalktı, parmak uçlarında yanıma geldi.

“Gazetenizi alabilir miyim?”

Önce tereddüt ettim. Okurum diye aldığım iki gazete masamın üzerinde duruyordu. Birisi benim, ötekisi sevgilimindi.

“Tabii buyurun, dilediğinizi alabilirsiniz,” dedim. Kadın gazetelerden birini alırken yüzüme baktı. Teşekkür etti. Gülümseyerek başımı eğdim. Ardından yerine geçti. Kışın her pazar sabahı iki katlı bu kafede sevgilimle buluşmaya gelirim. Tenhadır, sabahtan burada pek kimse olmaz. Alt kattan yukarı çıkan kahve kokularının eşliğinde bir şeyler içer, dışarıdan aldığımız simidi yer, öğlene değin zamanın nasıl geçtiğini anlamadan sohbet ederiz. Üst kat da dolmaya başlayınca biz de oradan ayrılırız. Bugün olduğu gibi çoğu kez gecikir.

“Yeter, bırak artık sürekli telefonla uğraşmayı. Kitabını oku ve özetini çıkarmaya başla, yoksa notunu yükseltemeyeceksin.”

“Anne, babamla yaparım, şimdi ödev yapmak istemiyorum.”

“Gelirse yaparsın. Sanki babanla bugüne kadar bir şey yaptın da!”

Kadının oğluna bağırarak konuşması üzerine birden irkildim. İster istemez onların oturduğu tarafa döndüm. Gömleği iliklerinden neredeyse patlayacak, göbeği pantolonunun üstüne taşan bir çocukla, bıkkınlığı yüzüne varan bir kadın didişiyordu. Kadın, benim baktığımı fark edince kısık sesle konuşmaya başladı. Kimsecikler yoktu. Konuşulanlar ne kadar sessiz söylense de duyuluyordu. Annesi bir yandan azarlarken öte yandan eliyle de telefonunu kapatması için oğlunu çekiştiriyordu. Çocuk ise ona aldırmıyordu. Oğlan iki eliyle sehpanın arasına sıkışmış ayağını olağan bir şey yapıyormuşçasına çekti. Bir bacağı ötekine göre inceydi. Sonunda pes etti.

“Bir kez daha oyna, bitince kapatıyorsun,” dedi.

Ardından anlaşma yapmanın verdiği rahatlıkla gazeteyi okumaya başladı. Okurken sıkça telefonuna ve sokağa bakıyordu. İçten içe kadının da beni gözlediğini fark ettim. Oğluyla tartışmaktan mahcup bir hâli vardı. Kahvemden yudum aldım. Bir şey yememiştim. Karnım kazınmıştı. Nerede kaldı dedim kendi kendime. Arasam mı diye içimden geçirirken, vazgeçtim.

“Ahh,” dedi çocuk yüksek sesle. “Bir canım daha eksildi.”

“Çabuk ver şunu,” dedi kadın. “Hemen bırakıyorsun.”

“Rekora gidiyorum anne lütfen alma.”

“Hayır, derhal bırakıyorsun.”

“Anne yapma oyunu kaybedeceğim.”

Kadın hiddetle elindeki gazeteyi sehpaya bırakırken önündeki kahve oğlanın bacağına döküldü. Hemen çantasına davrandı, içinden kâğıt mendil çıkarıp panikle ayağını sildi.

“Canın yanıyor mu,” dedi sesi titreyerek. “İstemeden oldu oğlum.”

“Bir şeyim yok anne,” dedi çocuk.

Kafenin bu katında bizden başka yalnızca uzak köşede iki koltuğu birleştirip uyuklayan birisi vardı. Hemen hemen her pazar burada görürüm, ne yapar ne eder bilmem. Yerinde doğruldu, şöyle bir etrafı kolaçan edip, uykusuna kaldığı yerden devam etti. Göz ucuyla çaprazıma düşen masalarına baktım. Durulmuşlardı. Oğlan oyun oynarken, annesi başını yana çevirmiş dalgın dalgın camdan uzakları izliyordu. Dokunsan ağlayacak gibiydi. Kadın ayağa kalktı oğluna döndü.

 “Sigara içip geliyorum, bir yere kımıldama olur mu?” dedi. Çantasını yanına alarak dışarıya çıktı. Cep telefonumu çıkarttım. Biraz oyalanmayı düşündüm. Gazete okumaya bu sabah odaklanamıyordum. Onlardaydı aklım. Merdivenin ucunda sevgilimi gördüm. Ayağa kalktım,

öptüm onu, her zamanki gibi elinde karton bardağıyla yukarıya çıkmıştı. Bu sefer kahvenin yanında börek getirmişti. O geleli birkaç dakika olmuştu. Neden geç kaldığını anlatıyordu. Bu sırada kadının yeniden kafeye döndüğünü fark etmemiştim. Birden telaşla başucumda dikildi. Kıyafetinin eskiliği ve yıpranmışlığı ilk kez o an dikkatimi çekti.

“Sizi rahatsız ettik, kusura bakmayın,” dedi.

Duraksadım.

“Rica ederim, rahatsız edecek bir şey yapmadınız.”

“İki satır bir şey okuyacaktınız, müsaade etmedik. Sizin yerinizde ben olsaydım kafa dinlemeye geldiğim yerde böyle gürültü olunca çoktan delirirdim. Hoş, belki de ben zaten deliyim, o yüzden delirmeme gerek kalmaz.”

Söylediklerinin üzerine bir şey demedim. Eminim, yüzüm şaşkınlığımı ele veriyordu. Kadın pişmanmışçasına bir an sustu. Elinde az önce okumak için ödünç aldığı gazetem vardı.

“Biliyor musunuz, hep aynı şeyleri yazıyorlar, benden söz eden yok.” dedi gazeteyi sallayarak. Kadının ne demek istediğini anlamadım.

“Haklısınız,” dedim geçiştirmek için.

“Haklı olmak bir şey ifade etmiyor, büyük dertleri yazmaktan benim gibi küçük insanların nasıl yaşadığını dile bile getirmiyorlar. Bu çocukla bir başıma ne yapıyorum, yazsalar ya. Babası nerededir? Bunlar ne yer, ne içer, nasıl geçinir, kimin umurunda? Neyse, başınızı şişirmeyeyim, arkadaşınız da gelmişken. Ben de babası olacak adamı bekliyordum, ayda bir gönlü olursa pazarları oğlunu alır. Mahkemede hâkim ‘her hafta sonu’ dedi, ay olursa öpeyim de başıma koyayım.”

Kadının yüzü al aldı. Eğildi. Gazeteyi katlayıp, masaya bıraktı. Sevgilimle göz göze geldi, kadınca gülümsediler birbirlerine, sonra daha fazla konuşmadan masasına döndü.

“Tanıyor musun,” dedi sevgilim her şeyden habersiz.

“Hayır,” dedim fısıldayarak. “Burada az önce görüştük, gazeteyi alırken, o kadar.”

“Baksana derdi büyük anlaşılan.” dedi getirdiği böreği kâğıt mendile sarıp uzatırken.

İster istemez kadınla çocuğu izlemeye devam ediyordum. Şimdi ikisinin de elinde cep telefonu vardı. Kadının mesaj attığını art arda çıkan seslerden anlıyordum. Çocuğun tombul yüzü bir gerilip bir gevşiyordu. Herhalde oğlan bu sefer oyunda kazanıyordu. Çok sürmedi. Kadın telefonunu kapatıp, çantasına uzandı.

 “Kalk gidiyoruz, gelmeyecek baban anlaşılan cebi de kapalı,” dedi oğluna, bize de işittirerek. Ayağa kalktılar. Çantası omzunda asılıydı. Kadın aksayan oğlunun elinden tutuyordu. Son kez bize döndü. İyi günler diledi, merdivenlerden inerek kayboldular.

 

Yalçın Tecimer

 

Yorumlar

Cengiz Asan08/03/2019 - 23:25

Güncel boşanmalar ve teknoloji ile çocukların ilşkisini doğru düzlemde irdelemiş yazar ben çok beğendim öyküyü tebrikler

Yorum Yaz