Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Ayşe ÖVÜR-Botter Apartmanı
Ayşe ÖVÜR-Botter Apartmanı

Ayşe Övür'ün çok yönlü romanı Remzi Kitapevi etiketiyle...

Dokunuyordu Her Yere Annelerimiz-Bir Osman Alp Denizler Öyküsü
Dokunuyordu Her Yere Annelerimiz-Bir Osman Alp Denizler Öyküsü

Osman Alp Denizler, Öykü, Dokunuyordu Her Yere Annelerimiz

TAHTA KAPI
TAHTA KAPI

TAHTA KAPI

Bir Mutluluk Tablosu-Bir Nurullah ÇİÇEK Anlatısı
Bir Mutluluk Tablosu-Bir Nurullah ÇİÇEK Anlatısı

Güneşin üzerindeki kalın örtüyü kaldırmasının üzerinden epey zaman geçmişti...

Ben Fahişe Ruhluyum-Bir Sedat Sezgin Öyküsü

Ben Fahişe Ruhluyum-Bir Sedat Sezgin Öyküsü

Halise on yedi yaşında; gülüyor, müziğin sesini sonuna kadar açmış, halinden ve yaptığı işten memnun, eğleniyor. Biraz sonra onun tüm hayatı değişecek, ama o henüz bunu bilmiyor. Halise 1.75 metre boyunda, kusursuz vücudu 90-60-90 ölçülerine neredeyse uyuyor. Hayır, Halise diyet yapmıyor, canının istediği her türlü yemeği korkusuzca midesine indiriyor, annesinin uyarılarına kahkahayla karşılık veriyor.

Halise kadın olmayı seviyor, erkeklerin peşinden pervane gibi dönmeleri hoşuna gidiyor. Gizli de olsa erkek arkadaşıyla bazen sevişiyor.

“Ertelemem,” diyor, “nasıl olsa bekâretimi bozduracak kişi eninde sonunda bir öküz olacak, bu nedenle gelinlik giymeyi beklemeye hiç gerek yok.”

Halise yaşamayı seviyor, yaşatmayı da öyle.

Ama hayat bazılarımıza hiç de insaflı davranmıyor. Yine de biz bunu, hayatın zalim davrandığı bu kişiye, daha fazla yaralanmasın diye yüzüne karşı haykırmayız. Hatta bir yolunu bularak o kişinin gözünden gizlemeye ve onu teselli etmeye bile çalışırız, daha zorlu hayatları göstere göstere ve çoğaltarak.

Az kaldı, biraz sonra Halise’nin tüm hayatı değişecek, ama önce önündeki meyve tabağını boşaltması gerekiyor.

“Ah, eriklere bayılıyorum, sen de yesene,” diye sesleniyor annesine.

Ama annesi eline aldığı bezle mutfaktaki dolapları siliyor.

“Bu kadar oyalandığın yeter,” diyor annesi, sesi yorgun ve sinirli.

Annesi hep yorgun ve hep bir şeye sinirli, ama kızı aksine hep sakin ve hep neşeli.

“Baban ve kardeşlerin daha eve dönmeden bitirelim, çekemem onların oflarını.”

Belki de biraz sonra hayatı değişmesi gereken, daha da zora sokulması gereken hayat, anneninkiydi. Ama hayat matematik dersindeki bir problemin çözümü gibi düzenli bir şekilde yazı tahtasında akmıyor çoğu zaman.

Hayır, hayat herkese harika bir yol sunmuyor; bazılarına daha acımasız, bazılarına daha insaflı.

Halise tabaktaki son eriği de ağzına atıyor ve biraz sonra çekirdeğini önündeki tepsiye tükürüyor.

“Sonuncusu en lezzetlisiydi, tam pişmişti,” diye söyleniyor annesine.

Annesi ise camı açıyor, elindeki, artık fazlasıyla kirlenmiş bezle ön tarafı silmeye çabalıyor, eli her yeri silip temizlemeye yetişemiyor.

“Halise yeter artık bu kadar tıkandın, biraz da el at bana.”

Halise sanki içine bir his düşmüşte o anı olabildiğince geciktiriyor.

Ama Halise için matematikteki problemin sonu belli.

Biraz sonra bezi eline alacak, mutfak penceresindeki camı iyice silebilmek için pencerenin kenarına çıkacak ve daha elini arka tarafa uzatmadan gövdesi boşluğa düşecek. Hayat bazıları için boşluğa düşmektir, bazıları içinse yükselmek. Halise ilerde çok para kazanmayı, kariyer yapmayı aklına bile getirmezdi. Gezmeyi tozmayı severdi. Hippiler gibi yaşayıp dünyayı otostop yaparak dolaşmayı hayal ederdi. Ama şimdi boşluk… Bu pencere apartmanın dördüncü katında olmasaydı, örneğin birinci ya da ikinci katında olmuş olsaydı, Halise’nin şansı daha yaver gidebilirdi, ama maalesef. Ve hayat filmlerdekine hiç benzemiyor, onun düşüşünü hafifletecek ne dev büyüklükte bir şemsiye var aşağıda, ne de tesadüfen oradan geçmekte olan pamuk yüklü bir tır. Hele süper kahramanların lafı bile olmaz. Hayır, Halise çelik gibi sağlam betona çakılıyor. Ölmüyor mesela, kafası yara almıyor ya da göğüs kafesi; ama omurga kemiği ortadan ikiye bölünüyor. Omuriliği tamir edilemeyecek kadar hasar görüyor.

Halise belden aşağısını hissetmiyor ve bir daha asla hissedemeyecek.

Ama o yine de şanslı biri, en azından belinin üstünü hissedebiliyor: Konuşabiliyor, elini kolunu hareket ettirebiliyor, dişleri de yerli yerinde duruyor ve konuşmak ve ağzındaki lokmayı karıştırmak dışında öpüşmeye yarayan dili de.  

Halise müzik dinlemeyi seviyor, hem de yüksek sesle; hayatı seviyor, sevişmeyi de. Daha iki gün önce erkek arkadaşıyla sevişirlerken “Ben fahişe ruhluyum” diyordu, “beni doyurmak için daha çok çabalaman lazım.” Şimdi yerde yatmış sırtüstü uzanırken aklına bu cümle geliyor, ama gülemiyor bu defa ve bir daha asla vajinasını hissedemeyeceğini henüz bilmiyor, en azından fiziksel olarak. Annesini düşünüyor sonra, babasını, kardeşlerini, erkek arkadaşını ve diğer hoşlandığı ve nefret ettiği tüm arkadaşlarını, çocukluğunun geçtiği evi ve sokakları. Belki de öleceğini düşünüyor ya da ölüme kıl payı yakın olduğunu. 

Halise’nin hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacak; ama o hayatı yine de sevecek, yaşamayı tercih edecek. Daha çok müzik dinleyecek ama bu defa müziğin sesini kısarak, yine sevişecek ama çoğu defa zihninde. O harika bacakları cılızlaşacak, çirkinleşecek ve bir daha asla 90-60-90 ölçülerine sahip olmayacak o kusursuz vücudu. Ama zihni hiç olmadığı kadar uzakları düşleyecek, bedeni küçüldükçe hayalleri büyüyecek ve kim bilir belki de bir gün dünyanın en mutlu insanı olacak. Ama bir süreliğine, henüz pencerenin önünde duran annesinin elindeki kirli bezi almadığını ve asla almaması gerektiğini düşleyerek.

Halise bir daha asla eski Halise olmayacak, ama direnecek ve öpüşmeyi daha çok sevecek.

 

Yorumlar

Aylin10/05/2019 - 20:23

Sedat Bey Halise gerçek mi yoksa kurgu mu?

Eilf24/04/2019 - 13:24

Resmen çarpıldım yani :)

Emre21/03/2019 - 14:13

"Hayat bazıları için boşluğa düşmektir, bazıları içinse yükselmek." Bu teslimiyetçi zihniyet hariç anlatım gayet güzeldi :)

İlyas Atlı02/03/2019 - 11:17

Dostum öyküne bayıldım. Bu ülkenin senin gibi yazarlara ihtiyacı var, yolun açık olsun.

Yorum Yaz