Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Bölünüş-Bir Aydın Meral Öyküsü
Bölünüş-Bir Aydın Meral Öyküsü

"Geçmişi toplamak için çıktığım Berlin gettoları artık özlemlerden çok acıları tazeliyordu."

Ahmet Muhip Dıranas’ın Şiirlerinde Esinlenme Sorunu-Bir Önder ÇOLAKOĞLU Dosyası
Ahmet Muhip Dıranas’ın Şiirlerinde Esinlenme Sorunu-Bir Önder ÇOLAKOĞLU Dosyası

Baudelaire için Fransızca öğrendim diyecek kadar ona hayranlığı vardır Dıranas’ın...

Yıldızlı Gecenin Sabahı-Bir Soydan KIZGIN Öyküsü
Yıldızlı Gecenin Sabahı-Bir Soydan KIZGIN Öyküsü

Şarkıları seviyorum, evet itiraf etmeliyim ki...

Günce-Bir Berfin YAVUZ Anlatısı
Günce-Bir Berfin YAVUZ Anlatısı

Çocuğa: “ Burası neresi?” diye sordum

Bir Alper Canıgüz Parodisi: Oğullar ve Rencide Ruhlar

Bir Alper Canıgüz Parodisi: Oğullar ve Rencide Ruhlar
Aydın Meral'in Kaleminden
 
Bir Çocuk Bir Toplum Bir Çözümleme Romanı ve Bir Alper Canıgüz Parodisi:
Oğullar ve Rencide Ruhlar
 
Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar. (s. 7)
Bu cümle romanın özüdür. Yazarın bu cümlede kastettiği ile okuyucunun anlayacağı aynı düşünsel kodları mı içerir bilinmez ama roman bittiğinde okuyucunun alımlaması, romanın var oluşu sorgulayan bir döngüde döndüğü olacaktır. Beş yaşındaki merkez karakterin (Alper Kamu) edimleri ve söylemleri; evrenin, insanın, teolojinin veyahut toplumsallığın can alıcı sorunsallarını günlük yaşamdaki olaylarla ilişkilendirmekte ve çıkarsamalarla roman kurgusunda işlenmektedir. Bu işlenişler bazen öyle bir evreye evrilmektedir ki karakterin içsel konuşmaları romanı roman çizgisinden alıp düşünsel bir kitap sınıfına sokmaktadır. Bu yapılırken anlatımın herkesçe anlaşılmasının önü kapatılmamış, dil işlenişi ve sözcük seçimi genel dağarcıktan seçilmiştir.
Kitabı okuyup da dünya algılanışın Alper Kamu’nun izleklerinden yapılması aklıma üniversite yıllarımda izlediğim Fidel’in Yüzünden (2006) filmi geldi. Biz öğretmen adaylarına çocuk bakışının nasıllığını anlamak için Hoca’mızın önerdiği ve politik bir süreci anlatan filmin akışı ve anlatımı da çocuk kahramanların gözünden yapılmış ve bu perspektifik yöntem filmin yetişkinlerce algılanışını rutinin dışına çıkarmış böylelikle çocuk yaşamını da filmin akışı ile paralellik oluşturarak çift bir akış sağlanmıştır. Çocuk ne düşünür ne hisseder neye dikkat eder ve neyin kaygısını duyar... Alper Canıgüz’in romanı da öyle. Bir yandan gerçek (gerçek olduğu kabul edilen/varsayılan) bir yaşam diğer yandaysa çocuğun dıştaki gerçekleşimleri içsel vargılarıyla kesiştirmesi... Hem film hem de roman da olan ortak çıkış: “Aslında çocuklar olan bitenden haberdardır”dır. Onlar, minyatür bir yetişkin olmayıp biz yetişkinler gibi bize öğretilen devşirme doğrularla değil, kendi özlerindeki no-otoriteliksel eleştirellikle hareket ettikleri ve olması gerekeni olması gereken yerde ve zamanda söylemelerinde bir sakınca yoktur onlar için… Bir nevi biz yetişkinlerin “çocuktur, ne yapsa yeridir.” tezine gönderme yapan bir edimsellik. Nitekim Alper Kamu’nun (ki yazar kendini romanında ne kadar soyutlayabilirse!) daha romanın girişinde özelde anaokulu genelde de eğitim işleyişine getirdiği eleştiriler romantik eğitim anlayışının çok da uzağında değildir. Kamu’nun (ya da Canıgüz’ün) pedagojik eleştirisi günümüzde artık eğitimin ayyuka çıkan işlevsizliğine sarsıcı bir göndermedir. Ve romanın on beş yıl önce basıldığını düşünürsek sanırım yazarın/kahramanın kestiriminin başarısına da işarettir.
İçsel konuşmaların felsefe, psikoloji, kriminal, eğitim … gibi birden fazla disiplin alanına değinmesi ve anlatımsal olarak yer yer bilinçakışı yönteminin kullanılması, kitabın okuyucu için geniş skalalı bir düzlem yaratmış. Okuyucu, gerek okunma gerekse de okuma ediminin sonunda kalburüstü bir alılmama bulacaktır.
Cemalettin atışını yapar yapmaz yerinden fırlayıp sümüğünü çeke çeke misketlere doğru koşmaya başladı. Belli ki Kansız Celal’in onları kapıp kaçmasından korkuyordu. Bayılıyorum bunlara. Her ikisinin de her an birbirlerine her türlü puştluğu yapmaları meşru. Darılmaca, gücenmece yok. Nietzsche’nin üst insanını andıran bir yanları var. (s. 20) Bu alıntıda iki temel kesit var. İlki romanın tümü okunduğunda kurgusal olarak oluşturulan fiziksel mahalle düzeni ve bu mahallede genel olarak benzer sınıfsallığa sahip aileler ve onların çocukları. Bilye oynanımı, sümük ve bilyelerin çalınma ihtimali mahallenin çocuklarının betimlenmesi için uygun bir tercihtir ve iyi bir gözlemin yazdırdığı cümlelerdir. Bu cümleler insana dair çözümlerin yerindeliğidir. Diğer kesitse fikirsel yöndür. Çocukların yaşamında olan ve yetişkinlerin davranımlarına da uzak olmayan bu düşünüşlerin betimlenmesi, romanın roman boyunca süren içerik ve dış çevredeki başarılı anlatımını başarılı bir şekilde kotarmaktadır. Romandaki beyaz Reno ayrıntısı da yazarın bir diğer başarılı gözlemidir.
Çocuk kahramanın yaşamın tümselliğine ilişkin eleştirisi çekirdek ailesine de yönelmekte ve baba ile anneyi net bir tutumla eleştirir. Baba, pozitivist bir yaşayış/düşüncede iken; anne toplumun yarattığı tipik bir ev hanımı şablonundadır. Çocuk babacıdır ve anne fikirsel ve yaşayışsal olarak eleştirilmektedir: Ablaların hepsi on dört on beş yaşında kocaya giderken annem otuz yaşına kadar evlenmemiş. (Pek övünür bununla nedense) Cinsel hayat kırıklıklarını hijyenle telafi etme alışkanlığını bekar geçirdiği o yıllarda edinmiş olsa gerek (s. 26) Alper Canıgüz’ün psikoloji eğitimi almış olması onun romanda (diğer romanlarında da) karakterler üzerinde etkin bir çözümleme yapabilme derinliği sağlamış. Annenin ödünlenmesi romanın birçok bölümünde kendini başka alanlarda yer bulmuştur.
Alper Kamu’nun eleştirel dili, yer yer bilindik masallara yaptığı parodilerle onları dönüşüme sokma çocuk zekasının, pratiğinin ve ters yüz etmesinin bir diğer göstergesidir. Yaşam çetrefillidir, karmaşıktır ancak Kamu bunu muzipleştirip basit bir denkleme çevirmektedir. Kendi bakışıyla, kendi değişiyle… 
Yazar, adaşı küçük kahramanın çoğu kez yetişkinlerin dünyasına sokup ona felsefik söylemler söyletirken kimi kez onu çocuk olarak bırakır: Oturur vaziyette sağ tarafımdaki pencerenin perdesini aralayarak dışarı baktım. Bunu hemen hemen her gece yaparım aslında. Sanki pencerenin öbür yanında Tanrı’yı görecekmişim ve o bana her şeyin bir şakadan ibaret olduğunu açıklayacakmış gibi tuhaf bir hissim vardır. Üstelik keman biçimli kafası ve şakaklarında iyice seyrelmiş saçlarıyla havada süzülürken hayal ettiğim bu Tanrı, üst kat komşumuz Hasan Amca’ya fena halde benzemektedir. Bunun nedenini kısa bir süre önce anladım. Babam bana yüce yaradandan söz ederken, onun yukarıda yaşadığını anlatmıştı. (s.47) Her toplumun, grubun yaradan düşünüşü kendi sosyolojik bağlamıyla ilişkiliyken bir çocuğun düşünüşü somut işlemsel dönemlikle paralellik içerir. Tanrı yukarıdadır. Hasan Amca da yukarıdadır. O zaman Tanrı, Hasan Amcadır. Çocuk, bunu düşünürken hemen ardından yetişkin dünyasına ve düşünce kalıplarına geri döner: Neden karısı Sevim Teyze değil de Hasan Amca? Erkek egemen kültür yüzünden mi? Bunlar nasıl işleniyordu beyinlere?(s. 47) Kurallar, öğrenilmişleri yalanlar, yanıltmalar, dinler, kuramlar… kitap boyunca küçük Alper’in esnek normlu eleştirisinden geçen konular…
Bizimkilerin keyfine diyecek yoktu. Birini ezme fırsatını bulduklarında nasıl da parlıyordu gözleri. Üstelik ellerine geçecek hiçbir şey yokken. Sırf birini aşağılamak için yapıyorlardı bunu. Zevkine. Çocuklara bakıp da saflık, masumiyet ve güzellik edebiyatı yapanların aklına şaşarım. Ben bizimkilere bakınca, insanoğlunun en alçakça eğilimlerinin en çok halinden başka bir şey göremiyorum. Kendimi onlardan çok farklı bir yere yerleştiriyor değilim. Sadece ben, hasbelkader, içimden çirkinliği dışavurmanın daha rafine yöntemlerini geliştirmiş bulunuyorum. (s. 51) Çocuk doğasının neliğine ilişkin görüşler gerek dinsel gerekse insanî bilimler olan sosyolojik veyahut psikolojik kuramlarda çokça yer bulan bir sorunsal. Hıristiyanlığın kimi kolları çocukların günahkar doğduğunu ve bunun arınması gerektiğini savunurken İslam ise onları masum olarak tanımlar; kimi düşünüre göre “insan dünyaya fırlatılmış” kimisine göre “kötücül”ken kimisine göre “kendini sonradan var eden bir varlıktır”. Biyolojik olarak bakıldığındaysa çocuğun ne olduğuna ilişkin görüşler yerini bilimsel saptayışlara bırakır. Alper Kamu’nun (ya da Alper Canıgüz’ün) çocuk şablonuysa yetişkinvari bir görünüme sahiptir. Yetişkine ait bireysel ve toplumsal kodlarda kötücüllük biraz daha nedenselleştirilebilir temeller içerebilir. “Coğrafya kaderdir.” gibi bir söylemin yanında Kamu’nun insana/çocuğa getirdiği yorum, kuşkusuz gözlemlerinin sonucudur ve kendisini bu gruptan ayrıştırmayıp çocuğun kendini sadece biçimsel olarak farklı bir formda olduğunu söylemesi onun insan davranışlarında sosyal kabul ve davranışsal maske kullanarak karşısındakinin kendisine dair olumlu bir izlenim bırakmayı amaçlaması sanırız günümüz çoğu insanın yaptığı bir şey…
Yazarın kitapta ara ara deneyimlediği gülünçleme/parodiler kimi kez yazın ve felsefeyi tek tümcede birleştirir: Descartes’ı düşünüyorum gözlerim kapalı/ Ya ilham geliyor ya iniyor… (s. 59) Böylesi kullanımlar, romana/metne ironi katarken okuyucuya çeşitli gönderimsel uyarılar yaptırarak metnin salt kurgusal iç işleyişle okumanın kısır bir döngüye yol açabileceğini göstermek istiyor olabilir.
Küçük Alper’in kitaptaki kadın kahramanına insanların duygusal ilişkileri için söylediği, Kendinizle yüzleşmekten kaçıp aşağılık arzularınızı budala erkekleri alet ediyorsunuz. İstediğiniz olunca pişmanlık, olmayınca da histeri krizleri geçiriyorsunuz. (s. 86) sözü çocuk kahramanının söylediği sözlerin yaşantısal bir vargı değil okumadan, sorgulamandan doğan bir vargıdır denilebilir. Nitekim kitap boyunca süren bu üst perdeden söylemlerin kaynağı çocuğun sol görüşlü bir memur olan babasının düşünsel görüşlerinden etkilendiğine işaret. Alper Kamu, babasını seven bir çocuktur. Ve onu rol model olarak seçmiştir. 
Romanın genel izleği ve ayrıntılandırılması mahallede işlenen cinayetin çocuk tarafından çözümlenmesi üzerinde temellendirilirken buna eşlik eden bir diğer ana omurga çocuğun yaptığı çözümlemelerdir. Bireysel, toplumsal, psikolojik, dini, siyasi vb çözümlemeler romanı salt kurgu/yazınsal bir şablondan çıkarıp çok katmanlı bir metinsel düzleme çekmiştir. Bunları yaparken de ironik biçemin sürünümü akıcılığı ve bağlaşıklığı diri tutan bir ivme da kazandırmıştır metne. Çocuk toplumun vicdanıdır ve konuşmadan edemez. Bu edememezlik, onun çocuk kararlılığının, direngenliğinin ve dilinin kemiği olmamasındandır. Bu çocuk kararlılığını Pal Sokağı’ndaki Nemecsek’te de görürüz. Gözleri karadır. 
Çocukların gözü karadır. 
En azından bazılarının.
Çocuk, babasının çocukken ölen çocukluk arkadaşıyla hayaliyle sohbetlere dalar. Hayal ile gerçek arasındaki bu akışım çocuğun gelişimsel düzeyiyle de ilgili olabilir. Yazar, olağandışı bir çocuk protipi yaratmıştır ama onu çocuğun yaş/biyolojik/psikolojik yönünden tam koparmaz. Zira çocuk hayali varlıklar kurgulayıp onlarla paralel bir dünya da kurabilir. Hayali arkadaşlarıyla iletişimde olan Alper Kamu, arkadaşları ile absürt ütopik bir konuşmaya dahil olur. Ancak bu absürtlük, romanın ana ruhunu bozmaz zira romanın tümselliğinde ironik dil ve içerik etkince yer edinmiş.
Yazar, roman akışı boyunca birçok dış gönderme yapmıştır. Yazara, müzisyene, sanatçıya… Orsen Welles’e selam çakmıştır mesala… Bu mevcutluk, yazarın derin ve geniş düzlemli bir okur olduğuna işaret. Okuma ve yazma döngüsü. Birbirini doğurtan ve büyüten iki edim….
Muhittin’in Yeri fiziksel mekan olmaktan çıkıp gerçek yaşamla ilişiklik kurarken babanın kendini bulduğu ve mutlu olduğu bir yerdir. Çocuk, babasını burada gözlemler ve ona olan yakınlığı pekişir. Ve babasının hem var oluşsal hem de yaşamsal pratik içinde başına sarmalanan sorunlara çözüm bulmaya çalışır. Çocuğun babayı sevdiği bir kez daha pekiştirilir.
Çocuk, iyi bir gözlemci ve eleştirel bir eyleyişe sahiptir. Toplumda yaşamasına rağmen farkındalık edinmiş ve bu farkındalığını çekirdek aile üzeriden genelleştirebilmiştir. Bunu yaparken de kadın erkek cinsiyet rollerini de eklemlemeyi unutmaz tümcelerine: Cumartesi, her zamanki yağmurlu cumartesilerden biriydi. Geç bir kahvaltının ardından babam bulmaca üzerine bulmaca çözmeye, annem de çamaşıra girişmişti. Bütün orta sınıf çalışanları gibi iş günlerini özleyerek geçiriyorlardı. Ömürlerinin son dakikasının nasıl geldiğini anlamayacaklardı bile. Sistemin zaferi. (s. 82)
Cinayetin iç yüzü berraklaştıkça mahallenin/toplumun çürüklüğü de görünür olmaya başlar romanda. Çocuk; iz sürer, hedef gözetir, titiz ve temkinlidir. Her yeni ayrıntı toplumun/mahalle sakinlerinin kirliliğini ortaya serer. Abla abi dediklerinin aslında kokuşmuş bir düzenin kahramanlarıdır. Bu kişiler, çocuğun toplumsal eleştiri şablonunda yer edinir ve yapbozun parçaları bütünleşmeye başlar.
Atom altı parçacıklarına atıfta bulunan bir kahramanın yazarı yeterli düzeyde fizik bilgisine sahiptir. Bu bilgisini diğer disiplinlerle birleştirip üzerine başarılı bir kurgusal roman yaratırsa biz okuyucularda alımlaması yerinde bir okuma eylemi kalıyor…
Bu yazının yazarı, bazen okuduğu bazı kitapların bazı bölümlerindeki bazı cümleleri çok sever. Zira kitabın yazarı o bölümü gergef gibi işlemiştir. Bardak dolmuş bir damla daha su alamaz. Burada bana da sadece nakkallık kalır:
Bazen de saygıdeğer ağabeylerin ablalarım, dünyası yerle bir olur insanın. Hayat, fazla kafa yormadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. En akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. Aslında hiçbir konuda bir fikriniz bulunmadığı, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. Hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek her nasılsa yok saymaya başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir.
Tanrı, içindeki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır. Evrenin içine gezegenleri, gezegenlerin içine dünyayı, dünyanın içine hayatı, hayatın içine insanı yerleştirir. Ve onun içine koyacak bir şeyi bulamaz. İşte insan denen tuhaf hayvanın, varlıkların en yücesi ve en anlamsızı kılınışının hikayesi. Evrenin orasını burasını felsefeyle, sanatla, aşkla, hatta ironik bir biçimde Tanrı’yla bezerken ortak anlamsızların en küçüğünün elbette bir gerçeği unutması gerekmektedir: Hakikatte bütün kitaplar sayfaları doldurmak için yazılır. (s. 108-109)
 

Yorumlar

Bu yazı için henüz hiç yorum yok, ilk yorumu yapan olmak ister miydiniz?

Yorum Yaz