Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Onur AKYIL'ın Kitap Beşlisi
Onur AKYIL'ın Kitap Beşlisi

Onur Akyıl'ın gözüyle sevdiği kitaplar.

Deniz POYRAZ'ın Kitap Beşlisi
Deniz POYRAZ'ın Kitap Beşlisi

Başarılı öykücü Deniz Poyraz,en sevdiği beş kitabı paylaştı.

Türk Sinemasında İnancın Etkileri-Didem GÖRKAY
Türk Sinemasında İnancın Etkileri-Didem GÖRKAY

Türk Sinemasında İnancın Etkileri

CHRİSTOPHER NOLAN SİNEMASI: BİR EFSANE BİTİYOR MU, BİR BALON SÖNÜYOR MU?

CHRİSTOPHER NOLAN SİNEMASI: BİR EFSANE BİTİYOR MU, BİR BALON SÖNÜYOR MU?
CHRİSTOPHER NOLAN SİNEMASI
 
1970 Londra doğumlu olan yönetmenimiz, eğitim ve iş hayatı bağlamında tam bir sinebiyattır. Londra Üniversitesi İngiliz Edebiyatı bölümü mezunudur ve küçük yaşlarda hobi olarak başladığı kısa film yönetmenliğini eğitim hayatından sonra profesyonel anlamda işe çevirmiştir. 1998 yılında düşük bir bütçeyle çektiği 'Takip' filmiyle ilk gişe filminin fırsatını kendi elleriyle yaratmıştır. 
2000 yılında ise 'Nispeten' düşük bir bütçeyle Akıl Defteri filmine imza atmış ve hem ters hem de döngüsel kurguyu mükemmel bir sinema diliyle birleştirmiştir. Filmi olaylar yaratmış ve Oskar dahil pek çok festivalde kendisine adaylıklar kazandırmıştır.
Bu ansiklopedik bilgilerin ardından gelen hikayesini ise artık size kişisel düşüncelerimi de aktararak anlatmak istiyorum.
Peşinen söylüyorum; Christopher Nolan sinemasını hiç sevmem ve kendisinin balon olduğunu düşünürüm. Son filmi Dunkirk ile de beni haklı çıkarmaya başladı. Üstelik de bunu, en sevdiğim 10 filmden ikisi kendisine ait olmasına rağmen söylüyorum. Elbette açıklamasını da yapacağım.
2000 yılı ve Akıl Defteri... Bu film benim üniversitede İşletme bölümünü bırakıp Sinema TV bölümü okumama neden oldu. Nolan benim hayatımı değiştirdi. 2008 yılına kadar da en sevdiğim yönetmenler sorulduğunda Spielberg, Tarantino ve James Cameron'un yanında kendi adını da sayıyordum. Gel gelelim, 2008 yılında Kara Şövalye ile başlayan kendisine yönelik düş kırıklıklarım her filminde artarak devam etti. Bugün ise Zat-ı Şahaneleri benim en büyük yanılgılarım arasında tahtta oturmaktadır. Hayatımı değiştiren adam, benim en büyük düş kırıklığımdır. Beni dolaylı olarak sinemaya başlatan adamın sineması artık en uzak olduğum sinemadır.
 
NEDEN?
 
Üç ayrı öykünün anlatıldığı, Düz kurgu, döngüsel kurgu ve Tersine Kurgunun mükemmel kullanıldığı Akıl Defteri filmini izlediğimde Nolan'ı 2000'lerin Tarantino'su olarak adlandırmıştım. Bu muhteşem film kendisini yapımcıların keşfetmesini sağladı ve ona büyük bütçeli gişe filmlerinin de kapısını açtı. 
Önce, aslen bir Avrupa filminden uyarlama olan ve başrolünde üç Oskar ödüllü oyuncu Al Pacino, Robin Williams ve Hilary Swank'ın oynadığı Uykusuz filmini yönetti. Güçlü görüntü yönetmenliği ile desteklenen son derece güzel bir Polisiye filmiydi. Bunun ardından da Tim Burton sonrası adeta alay konusu olan 'Batman' filmlerinin façasını düzeltmesini sağlayan 2005 tarihli 'Batman Başlıyor' filmini yönetti. Gişede tam anlamıyla bekleneni veremese de film beğenilmişti. Yine de filmde nazarımda bir şeyler eksikti. O zaman adını koyamadığım şeyleri şimdi geriye bakınca dah iyi görüyorum. Anlaşılan Nolan'ın Batman ve şehri Gotham için kafasında bir konsept vardı ama bunu stüdyoya kabul ettirememişti. O yüzden de yapmak istediği ile yaptığının arasında kalmıştı. Çok sayıda Flashback sahnesinin olduğu ve belli yerine kadar döngüsel kurguda ilerleyen bir filmdi. Anlaşılan Nolan, bu filmi de Akıl Defteri gibi çekmek istemişti. Döngüsel kurgu kullanılacak ve Bruce Wayne'nin öyküsü geriye doğru, Batman'in öyküsü ileri doğru akacak ve bu ikisi döngüsel kurguda gidecekti. Ancak stüdyo buna tam olarak razı olmamış ki Flashback içinde Flashback'in olduğu, ilk yarısı ciddi ciddi sıkıcı ilerleyen bir film çıkmıştı ortaya. Stüdyo Nolan'a kendi sinema dilini onların istediği gibi kullandırmıştı. Oysa ki 1988 yılında Tim Burton, daha 30 yaşında olmasına rağmen stüdyoya postayı koymuş ve kendi yarı fantastik ve gotik sinema dilini Batman'e yedirmeyi başarmıştı. Stüdyoyu dize getirmişti. Bu yüzdendir ki Batman'ın özgün öyküsüne hiç de sadık olmayan bu film çok beğenilmiş ve onun yarattığı atmosfer çizgi romanı bile etkilemişti. Bugün bile yeni çıkan Batman Çizgi Romanları, Animasyonları ve Video Oyunları Tim Burton'un Batman'ınden izler taşır. Yine de Nolan'ın sonrasında gelecek Batman filmlerine bakıyorum da; üçlemenin en iyi filmi budur.
Bundan bir yıl sonra Nolan, kendi özgün sinema dilini daha rahat kullandığı ve bana göre en iyi filmi olan Prestij'i çekti. Yine iç içe geçmiş öyküler, tersine ve döngüsel kurgular ve elbette bolca flashback... Dört başı mamur bir Nolan filmiyle karşı karşıyayız. En sevdiğim 10 filmden ikisinin Nolan filmi olduğunu söylemiştim. Biri Akıl Defteri diğeri de Prestij'dir. İki sihirbazın Viktorya Dönemi İngiltere'sinde hem kendilerini hem de çevrelerini tehlikeye atan kapışmasını adeta bir sihirbazlık gösterisi inceliğinde anlatan bu filmin, romansı ilerleyişi de onu tam anlamıyla bir sinebiyat yapıyor. 
Ne varki Prestij, Nolan sinemasının son filmidir. Bu filmin ardından her ne yaşandıysa Nolan, kendine özgü bu kurguyu ve anlatım tarzını bırakmış ve stüdyolara teslim olup tam da onların istediği gibi filmler çekmiştir. Üstelik çok sayıda (açıkça söylüyorum) ahlaksızlığa imza atarak...
2008 yılında Kara Şövalye filmi geldi. Nolan'ın Batman üçlemesinin ikinci filmiydi. Filmin çekimleri bittikten bir süre sonra filmde Joker rolünü oynayan Heath Ledger geçirdiği bir beyin kanaması sonucu öldü. Film o dönemde iMDb sitesinde daha vizyona girmeden 9,5 puanla en iyi filmler listesinde birinci sıraya oturmuştu. Filme yönelik beklentilerim göğe yükseldi. Sonra film vizyona girdi, izledim ve...
...bir şeyler ters gidiyordu. Eleştirmenler yere göğe sığdıramamıştı. Filmin puanları uçuyordu ama adını koyamadığım bir şey vardı. Sonrasında ise adını çok acı bir biçimde koymuştum; filmi beğenmemiştim. Hatta kötü bulmuştum. Merhum Heath Ledger'in yere göğe sığdırılamayan performansı çok abartılı ve ağdalı gelmişti. Hatta herkes Ledger güzellemeleri yaparken ben Emniyet Müdürü Gordon rolündeki Gary Oldman'ı filmin en iyi oyuncusu olarak görüyordum. 1994 tarihli, Michael Mann imzalı bir suç başyapıtı olan 'Büyük Hesaplaşma' (Heat) filminin kopyası olarak görüyordum. Tim Burton'unkini geçtim, ilk filminde kendi yarattığı Gotham'a bile sadık kalmamış ve bize adeta bir Los Angeles atmosferi vermişti. Özgün kurgusal anlatımından eser yoktu. Daha da kötüsü, alt metinleri ile ABD Vatanseverlik Yasası güzellemeleri yapan, ABD'nin toplumsal yapısına feribot sahnesi ile övgüler düzen (az önce dediğim gibi) ahlaksız bir sinema dilini önümüze sermişti. Film eleştirmenlerden övgüler aldı, gişede 1 milyar doları devirdi ve 6 dalda Oskar adayı oldu. Ancak filmin Oskar başta olmak üzere saygın festivallerindeki adaylıklarında bir tuhaflık vardı. Evet, film pek çok dalda ödüllere aday oluyor, ödülleri alıyordu. Ancak, Nolan'ı doğrudan aday gösterecek yönetmen ya da senaryo dallarında adaylıkları yoktu. Zayıf öyküsü, başta diyalogları olmak üzere ciddi ciddi kötü senaryosu, tehlikeli alt metinleri, sayısız mantık hatası ama yine de güçlü oyunculuk performanslarıyla film, sinemada kendi yerini yapmıştı. Filme yönelik övgülerin ve verilen yüksek puanın Ledger'in ölümü dolayısıyla insanların filme duygusal yaklaşmasından kaynaklı diye düşünmüştüm o dönemde.
Yıl 2010 ve Başlangıç filmi vizyona girdi. Bu dönemde Batman filmlerinin üçüncü ve son filminin de tarihini 2012 olarak açıkladılar. Anlaşılan Nolan, bir stüdyo filmi bir de kendi özgün filmini çekecekti. Başlangıç filminde Prestij'in de üzerine çıkacağını umuyordum. Konusunu okuduğumda daha da heyecanlanmıştım ve üstelik de filmin yılı itibariyle ben de artık sinema sektöründe çalışıyordum. Önce sinema öğrencisi sonra da sinema mezunu gözüyle izlediğim filmlerini şimdi sinemacı gözüyle izleyecektim. Daha da önemlisi; bu stüdyonun Batman filmi değil, Nolan filmiydi. Vizyona girdikten yaklaşık üç hafta sonra filmi izlemeye vakit buldum. Filmden çıktıktan sonra hissettiğim düş kırıklığını anlatamam. Hadi Kara Şövalye'de sana ellerinde teklif ve bütçeyle gelen yapımcıların isteklerine boyun eğdin ama kendi özgün filminde neden bu işi yaptın be Nolan! Leonardo DiCaprio'nun canlandırdığı Cobb karakteri insanların rüyalarına girip casusluk yapıyordu. Ülkesi ABD'de hakkında arama kararı vardı ve daha öncesinde yaptığı sanayi casusluğunda bilgilerini çaldığı şirketin çalışanları da tüm dünyada peşindeydi. Ülkesindeki aranma sebebi ise sözde karışını öldürmesiymiş! Karısının öldüğü sahneyi bir hatırlayın; yani ben hukukçu değilim ama karısı ölürken aynı binada bile değiller, ben dahi beraat ettirirdim onu bu davadan. Elinin altında böylesi bir konu var, bağlasana CIA'ya veya başka bir benzeri kuruma! Minibüste giderlerken kurdukları düzenekle hepsi uykudaydı. En küçük bir sarsıntıda -ki buna filmde dürtme diyorlar, uyanmaları gerekirken araç takla atmasına rağmen horul horul uyumaya devam ettiler. Bunlar gibi sayısız mantık hatasına sahip bir filmdi. Üstelik filmi bir de Matrix filmiyle kıyaslıyorlardı. Matrix gerek konusu, gerek sorguladığı hayata dair olgular gerekse efektleri ile sinema tarihinde bir devrimdir. Başlangıç neyin devrimini yaptı! Sinemaya yeni ne getirdi! Matrix kendi yarattığı evrenin bile dışına çıkıp, hayata ve gerçekliğe dair bir çok şeyi referans alan sorular sormasına rağmen Başlangıç filmi, kendi evrenini bile anlatamıyordu.
2012 yılında Kara Şövalye Yükseliyor ile Batman üçlemesinin son filmi geldi. Lafı eğip bükmeye gerek yok; KÖTÜ bir filmdir. Adeta bir Michael Bay filmi ayarındadır. Üstelik, Nolan'ın önceki Batman filmindeki siyasi alt metin ahlaksızlıkları bu filmde de devam etmektedir. Bu seferki kötü adamımız Bane'in yaptığı sözde devrim ile Grev, protesto, Occupy Wall Street eleştiriliyor ve filmin sonunda Bane'in de sermayenin adamı çıkması ile de sıvama tamamlanıyordu. Ağzına kadar klişe dolu video filminden hallice bir aksiyon filmiydi. Ancak 2008'de Ledger'in ölümüne benzer bir olay bu filmde de yaşandı. Filmin ön gösterimi sırasında sinema salonunu basan teröristler makineli tüfeklerle izleyicileri taradı ve onlarca insanı öldürdü. Bu Nolan Batman'i de sansasyonel bir olayla vizyoa girdi. Sonuç; iMDb'de 8,5 puan ve yine 1 milyar doları geçen bir hasılat... İşlem tamam, film siyasi görevini gördü. 
Sinemanın politik ve propaganda işlevini master tez konusu yapmış olan ben, Ledger'in ölümü ve bu terör saldırısına hep kuşkuyla bakmışımdır.
Yıl 2014 ve Nolan bu kez bilimkurguya el attı. Bizi başka bir galaksiye götürdüğü Yıldızlararası filmini çekti. Yine eleştirmenlerce yere göğe sığdırılamayan bir film vardı. Batman üçlemesini bitiren Nolan'ın özgün filmi olacaktı. Aynı zamanda benim de Nolan'a verdiğim son şans... Sonuç; keçiboynuzu tadında bir film. Üstelik Nolan, yeni bir ahlaksızlığa imza atarak artık fikir çalmaya da başlamıştı. İlk çalıntı Shyamalan'ın kült filmi İşaretler'dendi. Oradaki aileyi alıp kardeş yerine kayınpeder koyarak aynen bu filme taşımıştı. Tıpkı İşaretler'de olduğu gibi karısı ölmüş ve bir oğlan bir de kız çocuğuyla dul kalmış bir adam, mısır ekiyor, İşaretler'de uzaylı gören kız evlat bunda ise hayalet görüyor ve başta kimsenin inanmadığı bu olayda kızın haklı olduğu ortaya çıkıyordu. İkinci çalıntı Zemeckis'in 'Temas' fimindendir. İlginçtir ki Temas filminde Jodie Foster ile başrolü paylaşan Matthew McConaughey, Yıldızlararası'nda da başrol oynuyordu. Buradaki çalıntı ise filmin sonunda kızın hayaletinin aslen başka bir galaksiden kendisine ulaşan babası çıkmasıdır. Temas filminde de beşinci boyuttan gelen geleceğin insanları Jodie Foster'a babasının suretinde görünüyorlardı. Yine sayısız mantık hatası ve son derece zayıf bir finalle biten film, gişede 675 milyon dolar hasılat yapmasına rağmen ABD hasılatının düşük olması ve Nolan'ın yaptığı uçuk miktardaki dağıtım anlaşmasından dolayı ancak 'çorba parası' denecek kadar bir kar payı bırakıyordu. iMDb'de ise 8,6 puan...
Nolan'ın yeni ahlaksızlığı ise bu dönemde ortaya çıktı. Nolan'ın Jonathan adında ve sinemada birlikte çalıştığı kardeşinin yanı sıra Matthew Francis adında bir kardeşi daha vardır. Sinemayla ilgisi olmayan bu kardeşinin suç dosyası da bir hayli kabarıktır. Soygun, adam kaçırma ve dolandırıcılık suçlarından defalarca hapse girmiştir. Bir kez de 2015'te Karayipler'de tutuklanmıştır. Bu tutuklanmasının ise Christopher Nolan ile doğrudan ilgisi vardır. Karayip Bankalarındaki tuhaf hesap hareketlerinden dolayı tutuklanan Matthew Francis, kardeşinin filmlerini övmeleri için eleştirmenlere ve sinema sitelerinde puanlarını şişirmeleri için hackerlara para aktardıklarını kabul etmiştir. İlginçtir ki bu haber, bazı bağımsız haber siteleri dışında kendine yer bulamamıştır. Bulduğu bu bağımsız sitelerden de hemen kaldırılmıştır.
Yıldızlararası filminden sonra bir daha hiçbir Nolan filmini sinemada izlememe kararı almıştım. 2017 tarihli Dunkirk filmini internette izledim. Dunkirk, Nolan'ın hakkındaki üstü kapatılan skandal sonrası ilk filmiydi. Ne hikmetse her filmi daha vizyona girmeden iMDb'nin en iyi filmler listesine giren Nolan'ın bu filmi bu kez listeye girememişti. Sinema eleştirmenleri filmi yerden yere vurmuşlardı. Üstelik filmin senaryo aşamasında ortak çalıştığı kardeşi Jonathan ile arası bozulmuş ve tek başına kalmıştı. Filmlerinin senaryosunun önemli bir kısmını yazan kardeşinin desteği olmadan yazdığı ilk senaryoda çuvallamıştı. Yine de bir konuda çok şanslı olan Nolan, sinema açısından nispeten kısır bir yıl olan 2017'de filmini çekmenin ekmeğini Oskar adaylıklarında yemişti ve filmi 8 dalda Oskar adayı olmuştu. Bizzat kendisi de yönetmen ve yapımcı olarak en yi film dalında adaydı. Sonuç; ses dallarında iki ve bir de kurgu olmak üzere üç Oskar. Nolan yine Avucunu yaladı. 
Şimdi, şunları bir düşünelim: Oskar başta olmak üzere neden dünyanın saygın film festivallerinin bir tanesinde dahi ödül kazanamamıştır? Az önce Matthew McConaugheyörneği vermiştim. Kendisini Yıldızlararası filminde bir kez daha önceki projesi 'True Detective'deki rolü Rust Cohle benzeri bir karakterde gördük. Leonardo DiCaprio belki de kariyerindeki en kötü performanslarından birini Başlangıç filminde gösterdi. Oysa birlikte sıklıkla çalıştığı Martin Scorsese onu her filminde ayrı bir kişiliğe büründürüyordu. Tam 6 filmde birlikte çalıştığı Michael Caine gibi yetenekli bir oyuncuyu hep aynı tip karakteri canlandırırken gördük. Neden oyuncu yönetiminde başarılı değil? Rüyalar alemini anlattığı Başlangıç filminde bizi rüyalar alemine değil, bildiğimiz dünyaya götürdü. Vizyonu mu bu kadar yoksa sanat yönetmenliği konusunda mı başarısız? Kariyerinin başında seyirciyi şaşırtan senaryoları artık neden şaşırtmıyor? Yoksa kendisi yazmıyor muydu? Kardeşi Jonathan mı yazıyordu? Filmlerini yan hikayeleri neden hep zayıf ya da havada kalıyor? Örneğin Yıldızlararası filminde dünyanın artık yaşanmaz hale geldiğinden dem vuruluyor ama bir tane kum fırtınası sahnesi dışında dünyanın o halini anlatan tek bir sahne bile yok. Neden artık senaryolarında kendini tekrar etmeye başladı? Nolan filmlerinin finalleri neden hep havada kalıyor? İyi kötü bir yere bağlansa da çoğu soru yanıtlanmamış oluyor?
Sonuç olarak, Nolan'ın Prestij sonrası düşüşte olduğu bir gerçek. Şu anda çekimine devam ettiği filmi duruma göre izlediğim son filmi olacak ya da Nolan nazarımda 2006 yılında kaldığı yerden devam edecek.
Umarım Nolan'ın bir sonraki filmini izlemez, OKURUZ!
Sağlıcakla kalın.
Halil Alpaslan Hamevioğlu

Yorumlar

Bu yazı için henüz hiç yorum yok, ilk yorumu yapan olmak ister miydiniz?

Yorum Yaz