Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Didem Görkay'ın Narin Yükler Röportajı
Didem Görkay'ın Narin Yükler Röportajı

Şair Narin Yükler ile ödüllü şiir kitabı Aynadaki Çürüme üzerine

Deniz POYRAZ'ın Kitap Beşlisi
Deniz POYRAZ'ın Kitap Beşlisi

Başarılı öykücü Deniz Poyraz,en sevdiği beş kitabı paylaştı.

Kafa Karışıklığı-Bir Berfin YAVUZ Anlatısı
Kafa Karışıklığı-Bir Berfin YAVUZ Anlatısı

Kendi ‘hikaye’sindeki bütün unsurlar bir bir kayboluyordu.

Kendim(sizlik)e Yolculuk-Bir Berfin Yavuz Anlatısı
Kendim(sizlik)e Yolculuk-Bir Berfin Yavuz Anlatısı

Dalgalarımı bırakıp vurduğum bir yalnızlığa sürüklerken kendimi...

Bir Seksen Kuşağı Şairi Olarak Metin Celâl-Bir Gökhan ARSLAN İncelemesi

Bir Seksen Kuşağı Şairi Olarak Metin Celâl-Bir Gökhan ARSLAN İncelemesi

BİR 80 KUŞAĞI ŞAİRİ OLARAK METİN CELÂL

 

            80 Kuşağının içinde, şiiri bırakanları ve hayatını kaybedenleri saymazsak, en az şiir kitabı olanlardan biridir Metin Celâl. Bunun birçok nedeni var kuşkusuz. Şiirlerini yazma ve yayımlama noktasında çok titiz olması, yayıncılık ve dergicilik alanında sarf ettiği çaba, ulusal ve uluslararası etkinliklerdeki görevleri ve gazetelerde/kitap eklerinde yıllardır kaleme aldıkları ilk akla gelenler. Fakat bunlar, Celâl’in şiir üzerine düşünmediği anlamına gelmiyor. Tam aksine, kuşak içinde şiir üzerine en çok kafa yoran, şiir kuramı ve eleştirisi üstüne en çok yazı yazan isimlerin başında duruyor.

            Bugün, hâlâ 80 Kuşağını tartışıyoruz. Bunun esas nedeni bize en yakın kuşak olması. Aradaki 90 kuşağı ıskalanmış bir kuşak. Üzerine yeteri kadar düşünülmedi 90’ların. Aralarında çok nitelikli isimler olmasına rağmen, 90 Kuşağı çok dağınık bir görüntü arz etti. Bunun neticesinde de 80 Kuşağı 90’lar boyunca etkinliğini sürdürdü. Hatta 2000’lerde ve sonrasında da etkinlikleri devam etti. Bugün şiir alanında varlık gösteren birçok dergide ve yayınevinde onların imzalarını görüyoruz; hem yayıncı olarak hem de şair olarak. Doğal olarak ne zaman kuşak tartışmasına girsek ya da bir kuşak üzerine bir şeyler söyleme gereği duysak, bize en yakın kuşağa, yani 80’lere gidiyoruz.

            80 Kuşağı irili ufaklı ara yönelimlere (marjinal şiir, metafizik şiir, folklorik şiir, yeni Garip şiir, mitolojik şiir, anlatımcı şiir) sahip olsa da genel anlamda iki merkezde toplandı: toplumcu gerçekçiler ve imgeciler. Zaten kuşak içindeki kavgaların/tartışmaların büyük çoğunluğu da bu iki merkez üzerinden gerçekleşti: Bir tarafta Tuğrul Tanyol, Haydar Ergülen, Mehmet Müfit, Oktay Taftalı, Seyhan Erözçelik, Sami Baydar, Nilgün Marmara ve Metin Celâl gibi imgeci şiiri savunanlar, diğer tarafta da Ahmet Erhan, Salih Bolat, Şükrü Erbaş, Akif Kurtuluş, Emirhan Oğuz, Nevzat Çelik, Hüseyin Haydar, Tuğrul Keskin gibi toplumcu bir söylemin peşinden gidenler. Bir tarafta Üç Çiçek, Poetika, ve Şiir Atı; diğer tarafta ise Edebiyat Dostları, Yarın ve Broy dergileri.

            Metin Celâl 80’lerin en önemli dergilerinden olan Poetika’nın yayın kurulunda yer aldı. Genellikle imge, şiir estetiği, çok anlamlılık ve poetika ağırlıklı yazılar yazdı. Her ne kadar imgeci yönelimin diğer şairleri şiir üzerine metinler üretseler de çoğu Celâl’in kaleme almış olduğu nicelikten uzak kaldılar. Celâl, imge üzerine ilk yazan isimlerden biri olmakla kalmadı. Aynı zamanda şiirde ‘estetik bütünlük’, ‘çağrışım’, ‘çok anlamlılık’, ‘bilinçdışı’ gibi kavramları da ortaya atarak yoğun bir tartışma zemini hazırladı. Sadece içeriğin değil, söyleyiş biçiminin de altını çizdi sürekli. Şiirin misyonundan çok şiirin ne olup olmadığı ve şiirden alınan estetik hazla ilgilendi. Enver Ercan, Adnan Özer, Hasan Öztoprak, Turgay Kantürk ve Oktay Taftalı gibi az yazıp az yayımlasa da onlardan farklı olarak kendi şiir anlayışının savunmasını yaptı yazılarıyla.

            Metin Celâl’in 80 Kuşağı içindeki yerine baktığım zaman bir Don Kişot havası görüyorum. Bunu sadece imgeci şiir ya da şiir kuramı üzerine yazdıklarına bakarak söylemiyorum. Kuşağın birçok şairi siyasi iktidarı bahane ederek şiirden uzaklaşırken ya da ‘kavga’ şiirleri yerine aşk şiirlerine yönelirken Celâl en başta savunduğu söylemleri sürekli savundu. 90’larda da 2000’lerde de şiir üzerine geliştirdiği düşüncelerinin arkasında durdu. Slogana, ideolojiye ve ajitasyona yaslanmayan, estetiğin süzgecinden geçirilmiş şiirin hakkını teslim etmeye çalıştı ve kendi şiirinde de bunu uygulamaktan hiç vazgeçmedi. Şairin yazılarını bir araya getirdiği Yeni Türk Şiiri (1999) kitabı, hem kuşak içi tartışmları görmek hem de kendi şiir anlayışını izlemek adına önemli bir bütündür.

Şiir üzerinden kurduğum bu Don Kişot’luk kavramı, başka noktalarda da kendini gösterir. Yayıncılık ve dergicilik konusunda sanırım onun kadar uzun süre direnen, matbuattan hiçbir şartta vazgeçmeyen başka bir isme rastlamak zordur. Kuşak şairleri içinde halen dergicilik ve yayıncılık yapanlar bulunsa da sanırım hiçbiri Celâl kadar aktif olamadılar. Celâl, başta İmge/Ayrım, Yeryüzü Konukları, Poetika, Fanatik, Sombahar ve Özgür Edebiyat olmak üzere birçok edebiyat dergisinin çıkarılmasına önayak oldu ve bu dergilerin yayın kurullarında yer aldı. Parantez gibi yayınevlerinde yöneticilik yaptı. TYS, PEN, TYB, EDİSAM ve İLESAM gibi kurumlarda çeşitli yöneticilik görevlerinde bulundu. Oluşum, Varlık, Türk Dili, E, Gösteri, Öküz ve Sanat Olayı gibi dergilerde, Güneş, Özgür Gündem, Evrensel, Yeni Yüzyıl Radikal ve Cumhuriyet gibi gazetelerde şiir ve kitaplar üzerine yazılar yazdı. Cumhuriyet Dönemi Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi (1997), Çağdaş Türk Edebiyatı Öykü Antolojisi (1998), Çocuk Şiirleri Antolojisi (1998) ve Çağdaş Türk Edebiyatından Aşk Şiirleri Antolojisi (2001) gibi antolojiler hazırladı. Beş şiir kitabının yanına dört roman, iki eleştiri kitabı, bir çeviri ve ayrıca sözlük ve derlemeler ekledi. Kısacası edebiyatın ve yayıncılığın her alanında bir Don Kişot gibi savaşmaktan vazgeçmedi. Ve bütün bunların yanında, belki de hepsinden önemlisi, onlarca genç isme edebiyatın kapılarını açtı.

            Metin Celâl ilk şiirini 1981’de Oluşum dergisinde yayımlar. İlk kitabı Adım Ölüm’ü ise beş yıl sonra çıkarır. Varoluş sancıları, merak, hayata karşı itiraz, dünyanın karmaşıklığı, erotizm, yalnızlık ve hüznün bireyler üzerindeki etkileri etrafında dolaşan Adım Ölüm, Celâl’in imge üzerine savunduğu düşüncelerinin de savunması olur. Üç yıl sonra 1989’da Kendi Kendini Tatmin’i yayımlar. Kitabın en büyük özelliği bireyselliğe yaptığı vurgudur. Söz konusu yıllarda bireysellik ve toplumsallık karşıtlığının izlediği seyir hesaba katıldığında bu tavır da netlik kazanır. Kendi Kendini Tatmin itiraz söyleminin daha da sertleştiği, gerginliğin gittikçe arttığı bir kitap olur. Celâl bu kitabıyla günlük hayatta sık sık karşımıza çıkan ama şiirde kolay kolay rastlamayacağımız sözcükleri de şiire sokarak kendi poetikasında başka bir kapı açar. Şairin sürekli bir şekilde yinelediği hayatı anlamlandırma çabası göz önüne alınırsa, bu tercihin nedenleri de rahatlıkla anlaşılır.

            Metin Celâl 1993’te, birçok insana göre hâlâ en iyi kitabı kabul edilen Konformist’i çıkarır. İlk iki kitabından farklı olarak belirli bir izlek etrafında ilerleyen kitap, daha çok insanın ‘kendi’ olma haline eğilir. Metin Celâl şiirlerinde bunu hem kendi hem de başkaları üzerinden irdeler. Bu nedenle, daha önceleri genellikle birinci tekil şahıs ağzıyla şiirler yazarken bu kitabıyla birlikte diğerlerinin dilini kullanmaya, onların ağzından da konuşmaya başlar. Ayrıca ‘ben’in yanında ‘biz’ kavramı da devreye girer. Konformist, sanıldığı gibi konforu ve rahatı seven anlamına gelmez. Daha çok sorgulamadan itaat eden, uyum sağlayan, intibak eden, boyun eğen anlamında kullanılan bir sıfattır. Bu açıdan bakıldığında, kitabı aslında bir kuşak eleştirisi olarak okumak mümkündür. Satır aralarına dikkatle baktığımızda, toplumsal gelişmelerin ve dünyanın uzağına düşen, vurdumduymazlığa yönelen ve kendini konformizme teslim eden öznelerle karşılaşırız. Celâl imgeci anlayışını yine sürdürür ama bu sefer kullandığı imgeler daha yalındır. Söyleyiş biraz daha rahatlamış, şiirsellik azalmıştır. Yaşam sorgulanırken özne de sorgulanmaya başlanmıştır.

            Altı yıl sonra (1999) yayımlanan Küçük Hayat Bağları’nda ise yaşamın küçük ayrıntıları çıkar karşımıza. “ben”, “sen” ve “biz” bölümlerine ayrılan kitap Celâl’in ilk yapıtlarındaki ‘ben’ olgusunu sorgular. Bu sorgulamanın içinde geçmiş ve bugün oldukça yer tutar ve zaman zaman bir hesaplaşmaya girişilir. Yaşamdan kopuş sık sık tekrarlanarak bir tema haline gelir. Ayrıca yabancılaşma ve anlaşılamama da sürekli vurgulanır. Her ne kadar içerik anlamında ilk kitaplara yakın dursa da Küçük Hayat Bağları sert tonlamalardan kaçınır ve içten içe, mırıldanarak konuşur.

            Aynı yıl şiirlerinin hepsini Herkes Kendine Yabancı adıyla kitaplaştıran Metin Celâl, kitaba seçtiği başlıkla bireyin hayata yabancılaşmasını iyice vurgular. 2000’ler boyunca şiir kitabı yayımlamaz. Fakat Herkes Kendine Yabancı’nın 2011 yılında yapılan tekrar baskısında, son yazdığı şiirlere “Kendine İyi Bak” başlığını kullanarak ayrı bir bölümde yer verir. Metin Celâl şiirinde biçim-içerik bütünlüğünün en yetkin örneği olan bu bölüm yalın imgelerle, zengin çağrışımlarla doludur. 2000’lerde az şiir yayımlayan şair, buradaki titiz çalışmasıyla artık şirini ne kadar arındırdığını ve şiirleri üzerinde nasıl dikkatli çalıştığını da gösterir.

            Metin Celâl şiir ve edebiyat üstüne halen kafa yoran, düzenli bir şekilde okumalar yapıp yazılar kaleme alan biri. Her ne kadar şiir anlamında çağdaşlarına oranla az yayımlasa da sadece kuşağı için değil, sonraki kuşaklara nazaran da oldukça aktif. Şiire ‘şiir’ olarak bakan ve şiirin olanaklarını poetik değerlerden çıkmadan zorlayan bir şair. Edebiyatın her aşamasında bulunarak sonraki kuşaklara örnek teşkil ettiği yadsınamaz.

           

 

 

Yorumlar

Bu yazı için henüz hiç yorum yok, ilk yorumu yapan olmak ister miydiniz?

Yorum Yaz