Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Bölünüş-Bir Aydın Meral Öyküsü
Bölünüş-Bir Aydın Meral Öyküsü

"Geçmişi toplamak için çıktığım Berlin gettoları artık özlemlerden çok acıları tazeliyordu."

Acıdan İlaç Almak
Acıdan İlaç Almak

edebi yazılar

Babam Beni Niye Öldürdü?-Gökhan Arslan
Babam Beni Niye Öldürdü?-Gökhan Arslan

Babam Beni Niye Öldürdü?, Gökhan Arslan, Yitik Ülke Yayınları, Şiir

Paris Rehberi-Didem Görkay'ın Ahmet Öre Röportajı
Paris Rehberi-Didem Görkay'ın Ahmet Öre Röportajı

Paris, her zaman için iyi bir fikir…

ODMAN'IN GÖĞÜ (V. Bölüm)-Halil Alpaslan Hamevioğlu

ODMAN'IN GÖĞÜ (V. Bölüm)-Halil Alpaslan Hamevioğlu

Devlet Ana; en zor zamanında devleti ayakta tutan ana, Hayme Ana… Tomris’in soyundan geldiği nasıl da belliydi! Ertuğrul gibi bir evlat yetiştirmiş, ona her şeyi öğretmişti. Devleti öğretmişti. Hükmetmeyi öğretmişti. Hükmederken adil olmayı öğretmişti. “Hükmetmek, hizmet etmektir” böyle derdi her zaman. Ertuğrul da anasının yetiştirdiği gibi bir evlat, bir yönetici olmuştu. Hükmederken hizmet etmişti. Kendini obasının üstünde değil, parçası olarak görmüştü. Oğlu Odman’ı da böyle yetiştiriyordu. Kendinden sonra başa o geçecekti. Soyundan geldiği için zaten doğuşluydu ama anlaşılan Gök Tanrı ona ayrıca kut vermişti. Öyle ki obasında giderek yayılan yeni tanrı Allah da sevmişti onu. İki tanrının kutu vardı onda.

Oğluna dönüp baktı, annesinin elini tutuyor, ninesini uğurluyordu. Gözleri nemliydi ama ağlamıyordu. Gözyaşlarını içine akıtıyordu. Hayme Ana, Devlet Ana artık yoktu.

Gece olmuştu, cenaze sona ermiş, Devlet Ana sonsuz yolculuğuna uğurlanmıştı.

Sabah gün çok erken başlamıştı. Adeta güneş obayı uyandırmamış, oba güneşi uyandırmıştı. Bugün yuğ vardı. Devletin anası, Devlet Ana’nın yuğu vardı. Hayvanlar kesilmiş, sütler sağılmış, kımızlar hazırlanmıştı. Ekmekler yapılıyor, pilavlar karıştırılıyordu. Bugün yuğ vardı. Devletin anası, Devlet Ana’nın yuğu vardı.

Odman tüm gün ağabeyi Savcı ile bir oraya bir buraya koşuşturmuştu. Tüm gün süren çalışmaları izlemiş, arada hazır pişirilenlerden tırtıklamıştı. Öyle ki, artık akşam olduğunda karnı doymuştu bile.

Obanın meydanı yuğ için hazırdı. Ortada büyük bir ateş yanmıştı. Kopuzlar çalıyor, şamanlar dans ediyordu.

Ulu Tanrı, Devlet Ana’ya kut ver.

Yüce Tanrı, Hayme Ana’ya kut ver.

Kımızlar içiliyor, etler yeniyor, obadaki herkes Hayme Ana’nın kutlu tini şad olsun diye dua ediyordu.

Ertuğrul kendi Yurt’unun tam önünde ağırlıyordu konuklarını. Obanın ileri gelenleriydi hepsi.

Odman da Savcı ile obanın dışına doğru bir yerinde yerdeki bir kütüğün üzerine oturmuştu. Yan yana oturmuş, ellerindeki etleri yemeye çalışıyorlardı. Ancak gün boyu sürekli tıkındıkları için yiyemiyorlardı. Küçük lokmalar alıyorlar, uzun uzun çiğniyorlardı. İkisinin de ellerindeki etler soğumuş, yağları katılaşmaya başlamıştı.

Birden Savcı konuşmaya başladı: 

- Babam Kağan mı oldu şimdi?

Odman ağabeyine yanıt verdi:

- Bey oldu.

- Zaten bey değil miydi?

 -Beydi ama ninem göçünce iyice bey oldu.

 - İyice bey olanlara ne derler?

 - Beylerbeyi diyorlardı.

 -  Kayı’nın zaten var bir beylerbeyi!

 Odman ağabeyinin bu sorusunu duymadı. Şaşkınlıktan iyice açılmış gözleriyle ayağa kalktı. Eti elinden düştü. Kardeşinin durumunu gören Savcı da önce kardeşine sonra da gözlerini diktiği yöne baktı. Telaşla elinden tutup çekiştirdi ve bağırmaya başladı:

Gidelim! Gidelim, Odman! Yürü!

Odman aldırmadı. Ağabeyinin çekiştirmesi de işe yaramamıştı. Odman oracıkta kalakalmıştı. Savcı kardeşini çekiştirmekten vazgeçip obaya doğru koşmaya başladı. Adeta rüzgâr gibi koşuyordu.

Odman ise kendi kendine “40’lar geldi” dedi.  Gökten gelen tiz bir çığlık üzerine başını kaldırdı, Mergen de gelmiş, Odman’ın arkasındaki ağaca konmuştu.

Savcı koşarak obaya girdi, o kadar telaşlıydı ki onu gören herkes ayağa kalktı. Babasının yanına gelince durdu. Soluk soluğaydı, bir türlü konuşmaya başlayamadı. Oğlunun durumunu gören Ertuğrul ayağa kalktı ve yanına gitti.

- Soluklan hele oğul! Ne oldu, Odman nerede?

Soluk soluğa olan Savcı yanıt veremedi. Obanın dışında kardeşiyle oturduğu yeri parmağıyla işaret etti. Ağzından iki sözcük dökülebildi; gökten geldiler.

Işıklar saçan dev bir kuş yere iniyordu, bunun 40’lar olduğunu düşünen Odman da bu kuşa doğru yürümeye başladı. Sonunda Kam Baba’nın dediği 40’lar gelmişti. Gökten gelmişlerdi. Kendisi için geliyorlardı.

O sırada olay yerine ulaşan Ertuğrul ve pusatlarını kuşanmış obalılar gözlerine inanamadılar. Gökten dev gibi bir kuş iniyordu. Çevresine ışıklar saçıyor, sanki kayaların devrilmesi gibi, dalgalar gibi bir ses çıkarıyordu. 

 
(Halil Alpaslan Hamevioğlu)

 

Yorumlar

Bu yazı için henüz hiç yorum yok, ilk yorumu yapan olmak ister miydiniz?

Yorum Yaz