Kim Yazıyor
Kim Yazıyor?

Kim Yazıyor?

Admin yazar hakkında ufak bir açıklama bu alana geliyor...

Tüm yazılarını gör

Yazardan Yazılar

Bölünüş-Bir Aydın Meral Öyküsü
Bölünüş-Bir Aydın Meral Öyküsü

"Geçmişi toplamak için çıktığım Berlin gettoları artık özlemlerden çok acıları tazeliyordu."

Deniz POYRAZ'ın Kitap Beşlisi
Deniz POYRAZ'ın Kitap Beşlisi

Başarılı öykücü Deniz Poyraz,en sevdiği beş kitabı paylaştı.

TAHTA KAPI
TAHTA KAPI

TAHTA KAPI

Sait Faik’in Görünmez Sarnıcı: İstanbul

Sait Faik’in Görünmez Sarnıcı: İstanbul
Sait Faik’in Görünmez Sarnıcı: İstanbul
 
 “Önümüzde hayat… Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. Halbuki zaman, ağır ağır bizimle beraber akan nehir, bir göle varıyordu. Bu gölde artık biz akmıyoruz, dalgalanıyoruz.” Diyen ve kendisine kadarki Türk hikaye geleneğini değiştiren, yeni bir kimlik kazandıran “Sait Faik Abasıyanık”
Çok sevdiğim öykülerini zaman zaman yeniden okurum fakat bu okuma öyle derli toplu olmaz, rastgele. Böyle rastgele okumanın bir yararı olduğuna inanırım çünkü okuduğunuz kitap ‘tükenmiyor’ her okuduğunuzda yeni bir şeyler buluyorsunuz. Sait Faik benim için her kitabını defalarca okusam dahi her seferinde farklı his veren yazarlardan olmuştur. Diyelim ki büyük bir şehrin küçük bir kafesinde oturmuş Sait Faik okuyorsunuz. Oturduğunuz bu yeri unutur bir anda kendinizi ‘Üsküdar’ da bulursunuz;
Üsküdar uzaktan bakılacak ve oraya gidilemeyecek kadar uzak, garip güzel bir köy haliyle karanlığın içinde kırmızımsı seyrek elektrikleriyle çoktan uyumuştu. S.37 / Mavnalar 
Hikâyelerini okurken Sait Faik ile sohbet ederiz. Üslubunun en belirgin özelliği de budur: konuşur gibi yazmak. Fakat burada yanlış anlaşılmayı engelleyerek bu ‘konuşur gibi yazmak’  dilini basit yapmamış, aksine zengin kelime haznesi ile sade bir anlatımın ustalığını göstermiştir. Adeta kendi hayatı gibi sade, yapmacıktan uzak, gösterişsiz…
“Gaz Sobası” hikayesinden;
Senin gaz sobası Recep, neye benziyor biliyor musun ? Recep kış ayını hatırlayıp bir saniyenin binde biri kadar bir zaman zarfında üzülüp unuttu. 
Sarı çocuk:
Neye benzettin söyle bakalım ?
Puta tapmaya, dedi. Tövbe tövbe estağfurullah !.. Namaz kılmazsınız, oruç tutmazsınız. Hatim indirmezsiniz, sonra da Recep’in sobası neye benziyor, diye sorarsınız, neye benzeyecek işte. Ona. Unuttuğunuz, bıraktığınız dinin yerini tuttuğuna göre, imanınıza benziyor. Puta tapıyorsunuz siz. Kışın puta, yazın tembelliğe. S.95
Sait Faik kendisinden önce yazılmış hikayelerden farklı olarak kalemini şehrin küçük adamlarına, balıkçılarına, işçilerine, sefil çocuklarına, kadınlarına, aylaklarına adamıştır. Büyük şehri dolduran bu küçük insanların yaşama sevinçlerini, hayatlarını dolduran neşeyi, hüznü, kederi paylaşmıştır. Hikayelerinin merkezine ‘İnsan’ı yerleştirmiştir. İnsanı daima iyi yönleriyle anlatmaya özen gösteren Sait Faik insanlarda korku, nefret, isyan hisleri uyandırmaya çalışmamıştır. Sevgiyi temel yaparak güzel bir dünya inşa etmeye çalışmıştır. Yayınlanmış tüm eserlerinin temasını tek bir cümleyle özetlemek gerekirse bu hiç kuşkusuz;“Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey “ olacaktır.
Öykülerinde İstanbul dışına pek çıkmayarak daha çok Adalar ve Beyoğlu’nun arka sokaklarını kendi beni ve hayatını da merkeze alarak anlatmıştır. Öyle görülüyor ki hikayelerindeki kahramanları ile bütünleşmiştir ya da kahraman olarak bize sunduğu, yaşantısında, unutamadığı anlarıdır.  Başka öykülerinde olduğu gibi Sarnıç öyküsünde de unutamadığı bu anlarını okuyucusuna, yer yer, sunmuştur; Harp zamanlarındaydık… Anam bir sabah ekmeğin üstüne belli belirsiz tereyağı sürmüştü. Bütün ömrümce bol tereyağları sürülmüş ekmek yedim. Fakat o günkü tereyağının sevincini duyamadım. S.4 / Sarnıç
“Sait Faik, yazınımızın rüzgarlara çobanlık eden ozanı, ayarlanmamış çanların öykücüsü idi.” diye tanımlar Adnan Binyazar. Aynı zamanda bireyin, toplumun çanlarının ayarını bozanların ayrımında olduğunu ve Sait Faik’in öyküsünü bu yönde geliştirdiğini söylemiştir. Haksız sayılmaz, öykülerini incelediğimizde bu duyarlı insanlarla konuşuruz çoğu zaman;
Beni her şey aldatıyordu… Kimi zekama, kimi hırsıma , kimi maddeme , kimi ruhuma sataşıyor. Kimseyi, hiçbir şeyi sevmemek için elimi, kolumu sallayarak kendime derdi çağırıyorum. Dert, sararmış buğday tarlalarının üstünden geçen rüzgar hışırtısıyla gelip beni buluyor. Ben bir başak gibi sallanıyorum. Ne sular şarkı söylüyordu, ne de tarlalarda ekin biçen sessiz, sakin köylüler bana yol gösteriyordu. S.49/Hancının Karısı
 “O, şiirin öyküsünü yazmıştır. Şiirle konu birbirinin tamamlayıcısı olur Sait Faik’ te. Adalar’ ı, İstanbul’u anlatmıştır öykülerinde; Adalar da İstanbul da Sait Faik’tir, Sait Faik’in kendisidir. “ Adalar, İstanbul Sait Faik’ in avarelikleridir, sıkıntılarıdır, yaşamıdır. Balıkları, denizi anlatırken, kendi ‘ben’ i balıktır, denizdir… İnsanları, yaşamı, doğayı, balıkları, dertleştiği köpeği olduğu gibi gösterme yanılgısına düşmedi. Onları duyumsadığı gibi, sanatsal algısının vurduğu ışıkla anlattı. 
Hikayelerindeki ustalığını Sait Faik’i duyumsayarak okuyan her okur muhakkak hissedecektir. Yaşamın içinde yoğunluktan, zamansızlıktan yakınan bizlere adeta koşarak geçtiğimiz ve geçerken göremediklerimizi sunmuştur. 
Şimdiki halde kuş sesleri duyuyorum . Etrafımda biri ceketli  ihtiyar, öteki ceketsiz genç iki park temizleyici, hiç konuşmadan, kuru yaprakları süpürüyorlar. Fakat kuru yapraklar onlarla konuşuyor gibi!.. Yalnız bu bana mevsimi hatırlatmaya kafi: Sonbaharı… s.80/ Park 
İyiliğin, güzelliğin, huzurun şiiridir Sait Faik. Yalnızlığı, şimdiyi, geçmişi, özlemi, yarayı, kapanmayan yaraları, yahut kapanıp da bizim kanatarak yeniden yeniden sızlattığımız yaralarımızı, anlatırken hatta bize onları sorarken, olumsuz bir şekilde ifade etmeyerek hikayelerindeki sevgi izleğini taşımıştır. Bu bazen bir gaz sobası, bazen plajdaki insanlar veya bir karpuz sergisinde yanıp sönen mum ışığı . Yani hepimizin bildiği, gördüğü, yaşadığı şeyler fakat farklı bakabilen bir çift göz. 
Niçin?
Sanki o günler şimdiki kadar güzel miydi?
Acaba o günler de bugünküler kadar durgun değil miydi?
Her gün, her saat aynı hocayı görmez miydik?
Senelerce aynı mektebin eşiğini aşındırmamış mıydık? S.3/Sarnıç 
Sarnıç’ta Sait Faik’in, anılarıyla ilk gençlik Adapazarı’nın izlemlerinin yanında İstanbul’u buluruz. Her şeyden de önce insanın öyküsünü buluruz. Çünkü; her şey insanın sayesinde gün ışığına çıkar. İnsanı öykülerinde ana tema yapması da kaçınılmaz olur Sait Faik’in. Sarnıç öykü kitabında da bu geleneğini sürdürmüştür. 
                 
Nazlıcan Özcan 
                                                                                               
Kaynaklar: 
Binyazar, Adnan, Ozanlar-Yazarlar-Kitaplar, İstanbul, Can Yayınları 2017
Abasıyanık, Faik, Sait, Sarnıç, İstanbul, Türkiye İş Bankası Yayınları 2012
Naci, Fethi, Türk Edebiyatında Ölçüt Sorunu, İstanbul Yapı Kredi Yayınları 2002 
 
 
 
 

Yorumlar

Bu yazı için henüz hiç yorum yok, ilk yorumu yapan olmak ister miydiniz?

Yorum Yaz